İdare Hukuku

Yargılamanın Uzun Sürmesi Nedeniyle Tazminat

Yargılamanın Uzun Sürmesi Nedeniyle Tazminat adil yargılanma hakkı gibi haklar ihlal edilmiş olup karşılığında ortaya çıkan maddi ve manevi zararların giderilmesi için tazminat öngörülmüştür. Aşağıda detaylı olarak açıklayacağımız üzere yüksek mahkemelerin son zamanlarda verdikleri kararların büyük kısmı, başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini belirtmiş ve başvurucuya tazminat ödenmesine hükmetmiştir.

Yargılamanın Uzun Sürmesi Nedeniyle Tazminat
Yargılamanın Uzun Sürmesi Nedeniyle Tazminat

Makul Sürede Yargılanma Hakkı ve Kanuni Dayanağı

Makul sürede yargılanma hakkının ulusal kanuni dayanağı, Anayasa m.36’da düzenlenme alanı bulan adil yargılanma hakkının kapsamıdır. Nitekim adil yargılanma, yalnızca mahkemelerin bağımızsızlığını ve tarafsızlığını değil, kişinin makul sürede yargılanmasını ve adaletin olabildiğince en hızlı şekilde tesis edilmesini ifade eder.

“Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. (Anayasa m.36)

Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”

Bununla birlikte Anayasa m.141/4’e göre yargının görevlerinden biri de davaların mümkün olan süratle sonuçlandırılmasıdır. Dolayısıyla tarafların sahip olduğu adil ve makul sürede yargılanma hakkı, yargı organlarında bir görev ve bir sorumluluk olarak karşılığını bulmaktadır. Mahkeme, en az masraf ile en kısa sürede yargılamayı tamamlamak ve adaleti sağlamakla yükümlüdür.

“Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.” (Anayasa m.141/4)

Makul sürede yargılanma hakkının uluslararası kaynağı ise Türkiye’nin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6.maddesidir.

“Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.” (AİHS m.6/1)

Madde hükmünde açıkça dile getirildiği üzere hukuk uyuşmazlıklarının ve caza mahkemelerinde görülen yargılamaların makul sürede tamamlanması gerekmektedir.

Görüldüğü üzere makul sürede yargılanma hakkı, hem ulusal hem de uluslararası üst normlarla düzenlenme ve koruma alanı bulmuştur. Bu neden makul sürede yargılanma hakkı aslında evrensel nitelikte bir hak niteliğinde olup ihlal edilemez.

Makul Sürede Yargılanma Hakkı Ölçütleri

Yukarıda ulusal ve uluslararası kaynaklara göre kişilerin makul sürede yargılanma hakkına sahip olduklarını söylemiştik. Peki, makul süreden kasıt nedir? Makul sürenin belirli kıstasları var mıdır? Makul süre en çok ne kadar olabilir, mahkul sürede yargılanma hakkı kaç yıl?

Her yargılama sürecini kapsayacak şekilde belirli bir yargılama süresi öngörülmemiştir. Nitekim davaların karmaşıklığı, taraf sayısı, delil ve bilirkişi raporlarının getirtilmesi ve değerlendirilmesi gibi hususlar, yargılamanın süresini asli olarak etkilemekte ve bu nedenle yargılama süresi için genel bir sınır getirilememktedir. Bununla birlikte makul sürede yargılanmada adı geçen makul sürenin hesabında dikkate alınan birtakım hususlar bulunmaktadır. Mahkemeler, aşağıda açıklayacağımız bu kıstaslara göre makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmemesine özen göstermekle yükümlüdürler. Bunlar

1.Yargılamanın Uzun Sürmesinde Davanın Karmaşıklığı
Makul sürede yargılanma hakkına konu olan sürenin hesabında en önemli etkenlerden biri, davanın karmaşıklığıdır. Davanın karmaşıklığı; dava konusunun karmaşıklığı, hukuki meselenin çözümünde meydana gelen güçlük, delillerin toplanmasında yaşanılan zorluk, hastalık ya da tutukluluk gibi kişiye özel engeller, davaya konu olayın karmaşıklığı, davanın tarafları ile tanık sayısının ne miktarda olduğu, bilirkişi raporunun hazırlanma süreci gibi hususları içermektedir.

Makul Sürede Yargılanma Hakkı Emsal Karar – Francesco Lombardo / İtalya Davası 11519/85

“… Dikkate alınacak süre, başvuranın itirazının Sayıştay’a ulaştığı 22 Aralık 1977 tarihinde başlamıştır. Mahkemenin kararının verildiği 7 Temmuz 1989’da sona erdi. Böylece yaklaşık on bir buçuk yıl sürdü.

Yargılama süresinin makul olup olmadığı, Mahkeme’nin içtihadında ortaya konulan kriterlere referansla ve bu durumda genel bir değerlendirmeyi gerektiren davanın koşullarının ışığında belirlenecektir.

Hükümet, davanın karmaşık yapısını ve Sayıştay’ın aşırı iş yükünü ileri sürmüştür.

İlk noktada Mahkeme, karar verilmesi gereken sorunun, yani başvuranın engelliliğinin hizmetinden kaynaklanıp kaynaklanmadığının, kansere ilişkin tıbbi bilginin durumu göz önüne alındığında belirli bir zorluk teşkil ettiğini kabul etmektedir; Ayrıca, Savunma Bakanlığı’nın tıbbi-hukuk kuruluna iki kez danışılmıştır (bkz. yukarıda paragraf 7, no. 17 ve 23). Ancak bu durum tek başına yargılamanın uzunluğunu haklı kılmaz.

Mahkeme, çeşitli gecikme dönemleri olduğu tespitinde Komisyon’la aynı fikirdedir: Sayıştay sicil dairesi, Bay Francesco Lombardo’nun idari dosyasını talepten iki yıl sonra almıştır (bkz. yukarıda paragraf 7, no. 20-22); başsavcı, bilirkişi raporunu hazırlamadan önce yaklaşık yedi yıl dokuz ay bekledi (alınan tek soruşturma tedbiri) ve raporu aldıktan sonra, görüşlerini sunmadan önce on dört ay bekledi (bkz. yukarıda paragraf 7, no. 23). -24).

Aşırı iş yükü dikkate alınamaz. Madde 6 paragraf. 1 (mad. 6-1), Sözleşmeci Devletlere, hukuk sistemlerini, mahkemelerinin söz konusu paragrafta (mad. 6-1) belirtilen şartların her birini karşılayabileceği şekilde düzenleme görevini yüklemektedir (diğer birçok makamın yanı sıra bkz.) , 27 Şubat 1992 tarihli Tusa – İtalya kararı, Seri A no. 231-D, sayfa 41, paragraf 17).

Bu koşullar altında, tespit edilen gecikmeler o kadar önemliydi ki, yargılamanın toplam uzunluğunun aşırı olduğu kabul edilmelidir.”

2.Yargılamanın Uzun Sürmesinde Başvurucunun Tutumu
Makul sürede yargılanma hakkının ihlalinden söz edebilmemiz için meydana gelen gecikmenin başvurucudan kaynaklanmaması gerekir. Başka bir deyişle makul sürede yargılanma hakkı ihlalinin söz konusu olabilmesi için meydana gelen gecikme devletten kaynaklanmalıdır. Bu kapsamda başvurucunun usule ilişkin haklarını kullanması neticesinde gecikme meydana gelirse bundan devlet sorumlu tutulamaz ve makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği de söylenemez. Yargılamanın olabilecek en kısa sürede sona erdirilmesi her ne kadar mahkemenin yükümlüğü olsa da yargı yolunda olan kişinin de yargılamanın makul süre içerisinde bitmesi için üzerine düşen sorumlulukları layıkıyla yerine getirmesi gerekmektedir.

Makul Sürede Yargılanma Hakkı Emsal Karar – Proszak / Polonya Davası (25086/94)

“…Hükümet, başvuranın yargıcın değiştirilmesini istemesi, incelemelere katılmaması ve ek bir bilirkişi görüşü talep etmesi nedeniyle yargılamanın uzunluğuna katkıda bulunduğunu ileri sürmüştür.

Komisyon bunu kabul etti ancak başvuranın davranışının yargılamanın toplam süresini açıklayamayacağı kanaatindeydi.

Başvuran, mahkemenin 1993 yılından bu yana karara dayanak oluşturacak yeterli bilgiye sahip olması nedeniyle, yeni bir psikiyatrik muayeneye girmeyi reddetmesinin meşru olduğu kanaatindedir.

Mahkeme ilk olarak, yalnızca Devlete atfedilebilen gecikmelerin “makul süre” şartına uyulmamasını haklı gösterebileceğini yinelemektedir (diğer kararların yanı sıra bkz. 4 Aralık 1995 tarihli Ciricosta ve Viola – İtalya kararı, Seri A no. 337-A, s.10, § 28). İkinci olarak, başvuranın, ilk derece mahkemesinde hüküm verildikten sonra bile, üç kez rapor veren hakime asılsız itirazda bulunduğunu belirtmektedir (bkz. yukarıda paragraf 23). Yalnızca bir kısmı sağlık durumu nedeniyle gerekçelendirilen duruşmalara katılmaması ve üçüncü psikiyatrik muayeneye katılmayı reddetmesi, yargılamanın yavaşlamasına kesin olarak katkıda bulunmuştur. Üçüncü psikiyatrik muayeneden geçseydi dava kısa sürede sonuçlanabilirdi. Üstelik, başvuran ve avukatının eylemlerini yeterince koordine etmedikleri görülmektedir. Avukat, mahkemenin yeni bir psikiyatristi bilirkişi olarak atamasını kabul etmiş olmasına rağmen (bkz. yukarıdaki 10. paragraf), Bayan Proszak muayene için belirlenen günde katılmamıştır (bkz. yukarıdaki 11. paragraf). Bu, davacının hukuk davalarında göstermesi gereken özenle pek tutarlı değildi. Davayı ele alan yetkililer, hukuki hususlara ilişkin temyiz başvurusu ile herhangi bir hukuki dayanak bulunmadığından reddedilmesi arasında bir aydan fazla geçen süre nedeniyle de suçlanamaz…”

3. Yetkili Makamların Tutumu
Devlet, kendi idari ve yargı organlarına yüklenebilen her türlü gecikmeden sorumludur. Yargılamanın makul sürmesi için gerekli özeni ve dikkati göstermek yükümlülüğündedir. Devletin ihmal veya kusuru nedeniyle gecikmeler meydana geldiğinde, makul sürede yargılanma hakkının ihlali söz konusu olur. Bu bakımdan kamu davasının açılma süresi, davanın başka bir mahkemeye gönderilmesinde geçen süre, dosya veya belgelerin başka mahkemelere gönderilmesinde ve hükmün açıklanmasında geçirilen süre, uzun aralar verilerek gerçekleştirilen kesintili duruşmada geçirilen süre, mahkeme ve savcılık arasında çıkan ihtilafta geçen süre gibi süreler makul sürede yargılanma hakkının ihlaline neden olabilecektir.

Makul Sürede Yargılanma Hakkı Emsal Karar – Zana/ Türkiye

“Başvurucunun Aydın Ceza Mahkemesinde usulî itirazlarda bulunması ve mahkemeye Kürtçe yanıt vermek istemesi hiçbir biçimde açıkça savunma hakkından ve Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi önüne çıkmaktan vazgeçtiğini göstermez. Ayrıca, ne Aydın Ceza Mahkemesinde yapılan dolaylı duruşma ne de Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinde yapılan duruşmaya başvurucunun avukatlarının katılması, zanlının duruşmada hazır bulunmasının yerine geçebilir…Yukarıda da belirtildiği gibi, başvurucu Mehdi Zana, yargılama süresinin uzunluğundan da şikayetçi olmuştur. Başvurucunun ifadesine göre, dava karmaşık değildir ve ceza yargılamasının uzamasının tek nedeni yargı makamlarının tavrıdır. Hükümet ise; başvurucunun söz konusu açıklamayı Diyarbakır Askerî Cezaevinde yaptığını, bu açıklamanın İstanbul’da yayınlanan günlük bir gazetede yer aldığını, bu bakımdan ulusal mahkemelerin yer ve madde bakımından yetki sorununu çözmesinin zorunlu olduğunu belirtmiştir. Ayrıca hükümet, Mehdi Zana ve avukatlarının tavrının da dava konusu yargılamanın uzamasına neden olduğunu belirtmiştir. Durumu değerlendiren Divan, dava konusu yargılamanın, ortaya çıkacak yetki sorunları açısından özel bir karmaşıklığının olmadığını belirtmiştir. Ayrıca, hükümetin başvurucunun tavrına ilişkin iddiasına yönelik olarak Divan, 6. maddenin cezaî bir fiille itham edilen bir kişinin yargı makamlarıyla aktif olarak işbirliği yapmasını gerektirmediğini ortaya koymuştur.

Sonuç olarak, Sözleşmenin 6/1. maddesinin yargılanan kişi hakkında nihai kararın makul bir sürede verilmesi hakkını garanti altına aldığını tekrar edip; 30 Ağustos 1987’de başlayıp Yargıtay kararının tebliğ edildiği 18 Temmuz 1991‟de sona eren dava konusu yargılamanın makul sürede tamamlanmadığını karara bağlamıştır.”

4. Uyuşmazlık Konusunun Başvurucu için Önemi
Makul sürede yargılanma hakkının ihlali tespit edilirken uyuşmazlık konusunun başvurucu için önemi, yani hangi menfaatinin tehlikede olduğu önem teşkil etmektedir. Nitekim AİHM kararlarına göre ceza yargılamasında geçirilen süreler, kişinin özgürlüğünü etkilemesi dolayısıyla daha çok dikkat edilmesi gerekli olan sürelerdir. Bu bakımdan yargı yolunda olan kişinin menfaati de makul sürede yargılanma hakkı ihlalinin tespiti açısından değerlendirilme alanı bulmaktadır

Makul Sürede Yargılanma Hakkı Emsal Karar – Mikulic/Hırvatistan (53176/99)

“…Mahkeme, medeni durum ve sıfatla ilgili davalarda özel bir titizlik gerektiğini yinelemektedir (bkz. Bock / Almanya , 29 Mart 1989 tarihli karar, Seri A no. 150, s. 23, § 49). Mevcut davada başvuran açısından tehlikede olan şey, yani babalığının tespit edilmesi veya reddedilmesi ve dolayısıyla öz babasının kimliğine ilişkin belirsizliğin ortadan kaldırılması hakkı göz önüne alındığında, Mahkeme, yetkili ulusal makamların Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi uyarınca yargılamanın ilerlemesini sağlamak için özel bir titizlikle hareket etmesi gerekiyordu. Mahkeme, dikkate alınacak dönemde yargılamaların ilk derece mahkemesinde yaklaşık dört yıldır derdest olduğunu ve yaklaşık dört aydır istinaf mahkemesinde derdest olduğunu belirtmektedir.İlk derece mahkemesi on beş duruşma planladı ve bunlardan altısı sanığın yokluğu nedeniyle ertelendi. Başvuranın davranışı nedeniyle tek bir duruşma bile ertelenmedi. İlk derece mahkemesi DNA testleri için altı randevu ayarladı ve sanık bu randevuların hiçbirine katılmadı. Hükümet’in, sanığın mahkemenin duruşmalara ve DNA testlerine katılma yönündeki talimatlarına uymaması nedeniyle ilk derece mahkemesinin yargılamayı sürdürmesinin engellendiği yönündeki iddiasına ilişkin olarak, GH/Avusturya , no. 31266/96, § 20, 3 Ekim 2000). İçtihadında ortaya konulan kriterlerin ışığında ve davanın tüm koşullarını göz önünde bulundurarak Mahkeme, halen derdest olan şikayet konusu yargılamaların uzunluğunun makul süre şartını karşılamadığı kanaatindedir. . Dolayısıyla Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmiştir…”

5.Yargılamanın Kaç Dereceli Olduğu
Anayasa Mahkemesi, makul sürede yargılanma hakkının değerlendirirken söz konusu yargılamanın kaç dereceli olduğunu da değerlendirmektedir. Türk Hukuk sisteminde kimi davalar 3 dereceli yargılama sistemine tabiyken kimisi 2 dereceli kimisi de 1 dereceli sisteme tabi olmaktadır. Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkı ihlalinin tespiti açısından uyuşmazlığa konu olan davanın kaç dereceli bir sisteme tabi olduğunu da değerlendirmektedir.

Bu kapsamda medeni hakkın konu olduğu bir uyuşmazlığın karara bağlandığı bir yargılama bakımından AYM, iki dereceli yargılamanın yaklaşık 10 yılda tamamlanmış olmasını makul sürede yargılanma hakkının ihlali niteliğinde olduğuna karar vermiştir. (Mustafa Asiler, Başvuru No: 2013/3578)

Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlali Kimler Başvurabilir?

Yukarıda saymış olduğumuz kriterler ışığında yargılaması makul süreden fazla süren gerçek ve tüzel kişiler, olağan iç hukuk yollarının tükenmesini izleyen 30 gün içerisinde Anayasa Mahkemesine makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine yöenlik başvuruda bulunabilir ve maddi manevi tazminat talebinde bulunabilir.

Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlali Halinde Nereye Başvurulur?

Makul sürede yagılanma hakkı ihlal edilen kişi, öncelikle Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Anaysa Mahkemesinin olumsuz bir karar vermesi halinde başvurucu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurabilir.

Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlali Tazminat Miktarı

  1. Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri 1- İdari Yargı İlk Derece Mahkemeleri
  2. Bölge Adliye Mahkemeleri (İstinaf) 2- Bölge İdare Mahkemeleri (İstinaf)
  3. Yargıtay (Temyiz) 3- Danıştay (Temyiz)

Olağan iç hukuk yollarının tükenmesi ile birlikte Anayasa Mahkemesine, ihlal edilen diğer haklarla birlikte makul sürede yargılanma hakkının da ihlal edildiğini ve bunun sonucunda meydana gelen maddi ve manevi zararların giderilmesi için uygun miktarda tazminata hükmedilmesi talep edilir.

Makul sürede yargılanma hakkı ihlal edilen bir kişinin maddi ve manevi açılardan zararı meydana gelmiş olabilir. Mahkemece makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin karar verilmesi halinde meydana gelen zararın büyüklüğüne ile niteliğine ve hakkaniye göre bir tazminat tutarı belirlenir. Makul sürede yargılanma hakkının ihlaline yönelik talep edilen tazminat miktarının tutarı kişinin içinde bulunduğu duruma, uğramış olduğu maddi ve manevi zarara, makul sürenin ne denli aşıldığına bağlı olarak değişkenlik gösterebilmektedir.

Makul Sürede Yargılanma Hakkı Emsal Karar AYM B:2014/4342, T:4/10/2017

“…Ceza yargılamasının süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (B.E., § 29).

Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda verdiği kararlar dikkate alındığında somut olaydaki yaklaşık sekiz yıllık yargılama süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.

Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir…

Başvurucuya net 8.400 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,…” (2017)

Sıradaki Makelemiz : Ankara Ceza Avukatı

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu