• Türkçe
  • 中文
  • Ceza Hukuku

    IBAN Kiralama Suçu Savunma Dilekçesi – Yargıtay Beraat Kararları

    IBAN kiralama suçu savunma dilekçesi; banka hesabını veya IBAN numarasını başkasına kullandıran kişilerin soruşturma ya da yargılama sürecinde haklarını koruyan en temel hukuki araçtır. Son yıllarda sosyal medya üzerinden ‘ek gelir’ vaadiyle kandırılan kişilerin hesaplarını başkalarına kullandırması nedeniyle bu suçla karşılaşan sanık sayısı hızla artmaktadır. Hesabınızı kullananın kim olduğundan habersiz misiniz? Ya da bilerek mi kullandırdınız? Bu ayrım savunmanızın temelini ve dilekçenizin içeriğini doğrudan belirler.

    IBAN kiralama suçu; banka hesabını veya IBAN’ı başkasının kullanımına açmak suretiyle suç gelirlerinin aklanmasına ya da dolandırıcılık eylemlerine aracılık etmek olarak tanımlanır. TCK kapsamında kara para aklama, dolandırıcılık veya bu suçlara iştirak hükümleri uygulanabilir.

    IBAN Kiralama Suçu Nedir? — Hukuki Tanım

    Türk hukuku ‘IBAN kiralama’ adında özel bir suç tipi tanımlamaz. Ancak banka hesabını başkasına kullandırtma eylemi; eylemin amacına ve sonucuna göre birden fazla suç kapsamında değerlendirilebilir:

    ▸  Kara para aklama (TCK m.282): Suç gelirlerinin aklanmasına aracılık etme.

    ▸  Dolandırıcılık veya nitelikli dolandırıcılık (TCK m.157-158): Mağdurun hesabına yapılan sahte işlemlere araç olma.

    ▸  Suça iştirak (TCK m.37-39): Asıl suçu işleyenlerle birlikte hareket etmiş sayılma.

    ▸  Bankacılık Kanunu ihlalleri: İzinsiz ödeme aracılığı hizmetleri sunma.

    Hangi suç tipinin uygulanacağını belirleyen en kritik faktör şudur: kişi hesabını kullandırırken suçun varlığından haberdar mıydı? Bu sorunun yanıtı hem nitelendirmeyi hem de ceza miktarını doğrudan etkiler.

    Kritik Ayrım: Hesabınızı suç amacıyla kullanıldığından habersiz kiraya verdiyseniz kast yokluğu savunması gündeme gelir. Bilerek kullandırdıysanız iştirak hükümleri devreye girer ve ceza çok daha ağır olur.

    IBAN Kiralama Suçunun Cezası Ne Kadar?

    Suç nitelendirmesine göre öngörülen ceza aralıkları önemli farklılıklar göstermektedir. Aynı eylem farklı mahkemelerde farklı suç tipleriyle yargılanabilmekte; bu durum savunma stratejisini doğrudan etkilemektedir.

    ▸  Kara para aklama (TCK m.282): 3 yıldan 7 yıla kadar hapis + adli para cezası.

    ▸  Nitelikli dolandırıcılık (TCK m.158): 3 yıldan 10 yıla kadar hapis + adli para cezası.

    ▸  Suça yardım etme (TCK m.39): Asıl suçun yarısından üçte ikisine kadar ceza.

    ▸  5549 sayılı Kanun — Mali suçlar: Ayrıca idari para cezaları uygulanabilir.

    Pratikte mahkemeler çoğunlukla dolandırıcılık veya kara para aklama suçundan yargılama yapmaktadır. Hesabın fiilen kullanılıp kullanılmadığı, kullanım süre ve miktarı ile sanığın bilinç düzeyi ceza tayininde belirleyicidir.

    IBAN Kiralama Suçu Savunma Dilekçesi

    [İLGİLİ] CEZA MAHKEMESİ SAYIN HAKİMLİĞİNE

    DOSYA NO: [Esas Numarası Yazınız]

    BEYANDA BULUNAN

    SANIK :

    ADRES:

    MÜDAFİ: Reform Hukuk Bürosu

    ADRES:

    KONU: Müvekkil hakkında isnat edilen banka hesabının kullandırılması (IBAN kullandırma) suretiyle dolandırıcılık/yasadışı bahis suçlamalarına karşı esasa ilişkin kapsamlı savunmalarımızın ve beraat talebimizin sunulmasından ibarettir.

    AÇIKLAMALAR:

    Müvekkil hakkında, kendisine ait banka hesap bilgilerinin (IBAN) üçüncü kişiler tarafından kullanılması sebebiyle haksız ve hukuka aykırı olarak kamu davası açılmıştır. Dosya kapsamında müvekkilin suç işleme kastı, hileli bir hareketi veya elde ettiği haksız bir menfaat bulunmamaktadır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) hükümleri çerçevesinde, eksik incelemeye dayalı ve maddi gerçeklikten uzak bu suçlamaların kabulü mümkün değildir. Yüksek mahkeme içtihatları doğrultusunda müvekkilin atılı suçtan beraat etmesi gerekmektedir. Şöyle ki;

    1. MÜVEKKİLİN SUÇ İŞLEME KASTI VE BİLGİSİ BULUNMAMAKTADIR

    Ceza hukukunun temel prensibi gereği, bir fiilin suç oluşturabilmesi için manevi unsur olan kastın şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlanması zorunludur. Müvekkil, banka hesaplarının yasadışı bir faaliyette kullanılacağını bilmemekte olup, hesabını kullanan veya ele geçiren kişilerin eylemlerinden haberdar değildir.

    Yargıtay 15. Ceza Dairesinin E. 2017/10243, K. 2019/9664 sayılı kararında, hesap sahibinin hesabının başkası tarafından kullanıldığı durumlarda kast yokluğu vurgulanmış ve “suç tarihinde evli olduğu sanık …’ın hesabını ve banka kartını kullandığı, bu sitede eşinin ne işlemler yaptığını bilmediği savunmasında bulunup suçlamayı kabul etmediği” beyanı geçerli kabul edilmiştir. Yüksek Daire, bu durumda “savunmasının aksine cezalandırılmasını gerektirir yeterli delil bulunmadığından, atılı suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi” hususunu bozma nedeni yapmış ve “sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün … BOZULMASINA” şeklinde hüküm kurmuştur. Müvekkilin durumu da tam olarak bu emsal karardaki gibidir.

    Bir banka hesabının arkadaş, tanıdık veya yardım talebinde bulunan kişilere kullandırılması hayatın olağan akışında karşılaşılan bir durum olup, doğrudan suç işleme iradesini göstermez. Nitekim Yargıtay 11. Ceza Dairesinin E. 2022/1227, K. 2022/9122 sayılı kararında, “kendisini komiser olarak tanıtan” kişilere inanan veya “memleketten para geleceği bahanesiyle hesap numarasını istediğini, kendisinin de bu hususta bir sakınca görmeyip adı geçene hesap numarasını verdiğini, gelen parayı da çekip bu şahsa teslim ettiğini” savunan sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği belirtilmiştir.

    Kararda, “sanığın bu eyleme benzer başka soruşturma ya da kovuşturmasının bulunmayıp, aksine … hakkında çok sayıda benzer kovuşturmanın bulunması” masumiyetin bir göstergesi sayılmış ve “sanığın dolandırıcılık eyleminden elde edilecek parayı kendi adına olan hesaba yatırtıp çekmesinin hayatın olağan akışına aykırı olması karşısında, sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair savunmasının aksine her türlü şüpheden uzak, somut delil bulunmadığı” belirtilerek “5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nin 321. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA” karar verilmiştir.

    Benzer şekilde, Yargıtay 13. Ceza Dairesinin E. 2020/1654, K. 2020/2278 sayılı kararında sanığın, “benim daha önce resmi nikahlı olarak evlediğim ancak daha sonra boşandığım … bana aldığı bir krediyi ödeyemediğini bu sebeble kendisi adına gönderilen paraların kendisine ulaşmayacağını, bu konuda ona yardımcı olmamı, bankada bir hesap açtırıp bankamatik kartını ona vermemi söyledi bende Adana iş bankası şubesinde hesap açtırdım, bankamatik kartı aldım, kartı şifresi ile birlikte …’a teslim ettim, ben bu hesabı kendi adıma hiç bir şekilde para gelmesi ve sair işlemlerde kullanmadım, …’ın bu hesabı ne işlerde kullandığını bilmiyorum, gelen parayıda ben çekmedim, …çekmiştir” şeklindeki savunması dikkate alınmış ve eksik inceleme bozma sebebi sayılmıştır.

    İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesi de E. 2024/2192, K. 2024/3237 sayılı kararında, “mahelledeki kahvehaneden tanıdığı H isimli bir şahsın elektronik eşya ticareti yaptığını, kendi hesaplarını kullanamadığını söyleyerek kendisinden banka hesap bilgilerini istediğini, bu şahsa suç konusu hesapla birlikte 10a yakın banka hesabına ait banka kartlarını teslim ettiğini, hesaplarının yasadışı bahiste kullanıldığını bilmediğini öne sürmüş” olan sanığın beyanlarını incelemiştir.

    Mahkeme, “sanığın hesabına 10/05/2017-13/02/2028 tarihleri arasında 2.421 işlemde farklı çok sayıda kişi tarafından 232.447 TL sı para girişinin olduğunun, sanığın ticari faaliyetinin bulunmaması ve gerçekleştirilen transferlerin düşük tutarlı ve küsuratsız transferlerden oluşmasının hesabın yasa dışı bahis faaliyetinde kullanılan hesap tipinde olduğunu gösterdiği” şeklindeki mütalaaya rağmen, “incelenen hesap hareketleri ve işlem açıklamalarına göre açıkça hesabın suçta kullanıldığına dair bir tespit yapılmamış” sonucuna varmıştır.

    2. DOLANDIRICILIK SUÇUNUN MADDİ UNSURLARI OLAN HİLE VE HAKSIZ MENFAAT BULUNMAMAKTADIR

    İsnat edilen fiilin 5237 sayılı TCK’nın 157. veya 158. maddeleri kapsamında dolandırıcılık suçunu oluşturabilmesi için failin hileli hareketler icra etmesi ve kendisine haksız menfaat sağlaması şarttır. Yargıtay 11. Ceza Dairesi E. 2007/8269, K. 2010/4964 sayılı kararında açıkça, “unsur olan aldatıcı hareketlerin gerçek kişiye yönelmesi ve gerçek kişinin hataya düşürülerek kendi veya bir başkasının mal varlığı aleyhine, sanık veya bir başkasının lehine bir işlemde bulunmaya yöneltilmesi ve bu işlem sonucunda sanığın kendine veya başkalarının yararına haksız bir menfaat sağlanması gerekir.” kuralını koymuştur.

    Yargıtay 15. Ceza Dairesi E. 2011/14160, K. 2012/38923 sayılı kararında dolandırıcılığın oluşması için “failin bir kimseyi ,kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması” gerektiğini belirterek, “Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır.” tespitini yapmıştır.

    Aynı kararda, “Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.” denilmiş ve hilenin “olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.” şeklinde incelenmesi emredilmiştir. Ayrıca, banka hesaplarının sadece bir vasıta olması durumunda “bankanın maddi bir varlığının kullanılmaması ve ödeme vasıtası olması karşısında eylemin 5237 sayılı TCK’nın 157.maddesinde düzenlenen dolandırıcılık suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin” hüküm kurulması bozma sebebi yapılmıştır.

    Müvekkilin dosyasında hile unsurunu oluşturacak hiçbir icrai eylemi yoktur. Yargıtay 11. Ceza Dairesinin E. 2009/7981, K. 2012/13485 sayılı kararında ifade edildiği üzere, “katılana yönelik eylemlerinde hileli davranışlar sonucunda menfaat elde etmeye yönelik dolandırıcılık suçunu oluşturabilecek herhangi bir icrai hareketinin bulunmaması sebebiyle dolandırıcılık suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı” sabittir. Bu nedenle, aleyhe kurulan iddialar “dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçelerle” oluşturulmuştur.

    Müvekkilin söz konusu banka işlemlerinden elde ettiği bir çıkar da yoktur. Yargıtay 11. Ceza Dairesi E. 2010/12521, K. 2013/163 sayılı kararında, “sanık tarafından kart sahibi mağdurlara yönelik basit yalan dışında hileli bir hareketi olmadığı gibi” tespiti yapılarak, “bu kartların alınması neticesinde elde ettiği bir yarar da bulunmadığından yüklenen dolandırıcılık suçunun oluşmadığı” hükme bağlanmıştır.

    Ayrıca, bilişim sistemleri vasıtasıyla işlendiği iddia edilen suçlar bağlamında Yargıtay 15. Ceza Dairesi E. 2013/6608, K. 2015/227 sayılı kararında, “Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür.” diyerek, “Bankaların, ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.” kuralını getirmiştir. Aynı kararda, sanıkların iyi niyetli beyanları değerlendirilirken “sanıkların kendilerini suçtan kurtarmaya yönelik savunmada bulunmaları, mağdur … hakkında hukuka aykırı bir isnatta bulunmamaları, bir suç işlendiğinden bahisle yetkili makamlara başvuruları bulunmadığından ve mağdurun özgürlüğünü bizzat kısıtlamadıkları gibi görevlileri azmettirdikleri hususunda delil olmadığı” ve “Sanıkların mağdur …’ın gözaltına alınması veya tutuklanması kastları bulunmadığından” suçun unsurlarının oluşmadığı belirtilmiştir.

    3. EKSİK İNCELEME, HTS VE IP KAYITLARININ ARAŞTIRILMAMASI VE ŞÜPHEDEN SANIK YARARLANIR İLKESİ

    Müvekkil aleyhindeki iddialar varsayımlara dayanmaktadır. CMK’nın 170. ve 225. maddeleri gereğince maddi gerçeğin şüpheye yer bırakmayacak şekilde araştırılması zorunludur. Yargıtay 2. Ceza Dairesi E. 2022/10796, K. 2025/3904 sayılı kararında, “Bu konularda kovuşturma genişletilmeden eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi, Bozmayı gerektirmiş” diyerek, sanığın “hesabında sadece 50 TL para olduğunu, kartının üstüne de şifresinin yazılı olduğunu” belirtmesi üzerine araştırmanın derinleştirilmesini istemiştir. Mahkeme, “olay günü katılanı arayan … numaralı telefonun kimin adına kayıtlı olduğunun ve kim tarafından kullanıldığının, yine mobil bankacılık kullanılmak suretiyle katılanın hesabından sanığın hesabına yapılan havale işleminin gerçekleştirildiği telefonun IP numarasının kime ait olduğunun araştırılması” ve “sanığın suç tarihinde ikâmet ettiği, paranın çekildiği ve IP numarasının kullanıldığı yerlerden sinyal verip vermediğinin araştırılması” hususlarını zorunlu kılmıştır.

    Yargıtay 11. Ceza Dairesi E. 2021/24691, K. 2023/6663 sayılı kararında da benzer şekilde, “Garanti Bankasından soruşturma dosyasına gelen 30.01.2012 tarihli yazı ekindeki banka hesap ekstresinde sanığın hesabına katılandan gelen 1.990,00 TL’nın, 27.12.2011 tarihinde 16:29 ve 16:37 saatlerinde 1.900,00 TL ve 90,00 TL şeklinde 2 parçada “satış… Doğuş İletişim” açıklaması ile çekildiğinin belirlenmesi karşısında, bankadan parayı çeken kişinin sanık olup olmadığı” hususunun araştırılmamasını bozma nedeni yapmıştır.

    Daire, “kaybolduğunu savunduğu banka kartının ne tür bir kart olduğu, bu banka kartının her türlü kullanımında şifre gerekip gerekmediği, 1.900,00 ve 90,00 TL’nin ATM’den mi yoksa Doğuş İletişim mağazasından mı çekildiği” ile “Doğuş İletişim iş yeri yetkilileri tanık olarak dinlenerek sanığın bu iş yeri ile arasında alışveriş ilişkisi bulunup bulunmadığı” hususlarının incelenmesini emretmiştir.

    Kararda, “Suçta kullanıldığı anlaşılan ve bir yabancı şahıs adına kayıtlı olan 0545 … .. .. numaralı cep telefonu hattı ile olay tarihinde sanık adına kayıtlı olan cep telefonu hattının, olay tarihinden önceki ve sonraki dönemleri kapsar şekilde HTS kayıtlarının getirtilerek sanık ile katılan arasında arama kaydı olup olmadığının tespiti” yapılmadan hüküm kurulması, “eksik araştırma ve bankaya yatırılan paranın 400 TL lik kısmının katılan tarafından geri alındığı beyan edilmesine rağmen paranın tamamının sanık tarafından çekildiği kabulü ile mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırı” bulunmuştur.

    Yargıtay 8. Ceza Dairesi E. 2014/27838, K. 2015/13418 sayılı kararı uyarınca, “sanık … ise sanık …’ın kredi borçları nedeniyle hesabını kullanamadığını, havale geleceğini, bu nedenle hesabını kullanmak istediğini söylemesi üzerine kabul ettiğini, daha sonra da havale geldiğini haber vermesi üzerine parayı çekip sanık …’a verdiğini, başkasının parası olduğunu bilmediğini savunması” karşısında, “… adına açılmış banka hesabındaki belge asılları üzerinde inceleme yapılmak üzere sanıkların yazı, rakam ve imza örneklerinin alınması” ve “… hakkındaki soruşturma evrakının ayrıldığı anlaşılmakla bu evrakın akıbetinin araştırılması, ulaşılması halinde CMK.nun 48. maddesi uyarınca tanıklıktan çekinme hakkı hatırlatılarak tanık sıfatı ile dinlenmesi” gerekirken, “eksik incelemeye dayanarak yazılı şekilde hüküm kurulması” yasa ihlalidir.

    Aynı kararda, “TCK.nun 61. maddesine göre suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesindeki kullanılan araçlar, suçun işlendiği zaman ve yer, suçun konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı, failin güttüğü amaç ve saiki gözetilerek” ceza tayini gerektiği, aksi durumun “yasal ve yeterli olmayan gerekçeyle alt sınırdan uzaklaşılarak teşdiden cezalandırılmalarına karar verilmesi” anlamına geldiği ve “Yasaya aykırı, sanıkların temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan” bozmayı gerektirdiği ifade edilmiştir.

    Anayasa Mahkemesi de B. 2019/37282 başvuru numaralı kararında gerekçeli karar hakkını vurgulayarak, kararın “davaya konu olay ve olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte olmalı” ilkesini hatırlatmıştır.

    AYM, “Mahkemenin kabulüne karşın söz konusu itirazların içeriği dikkate alındığında istinaf incelemesi yönünden sonuca etkili olduğu, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olduğu değerlendirilmiştir” tespitiyle, “banka kartlarının hesabın açılmasından yaklaşık bir hafta sonra müşterilere teslim edildiğine dair yerleşik uygulama olduğuna dair varsayımdan hareket eden Mahkeme” yaklaşımını eleştirmiş ve “katılana yönelik eylemlerde kullanılan üç ayrı hattın hiçbirinin kendi kullanımında olmadığına, dolayısıyla eylemi bizatihi gerçekleştiren kişi ya da kişilerle iştirak hâlinde olduğuna dair olguların başka delillerle ortaya konulması gerektiğine” hükmetmiştir.

    Yine Anayasa Mahkemesinin B. 2021/2754 başvuru numaralı kararında, mahkemenin “sanığın şifresini arkasına yazdığı kartını kaybettiği yönündeki savunmasının hayatın olağan akışına aykırı ve suçtan kurtulmaya yönelik olduğu” şeklindeki önyargılı yaklaşımı ve sanığın delil toplama taleplerini “dosyanın esasına etkili olmayacağı gerekçesiyle” reddetmesi hak ihlali sayılmıştır.

    AYM, “başvurucuya kendisinin elde etme olanağı bulamadığı delilin aksini ortaya koyma hususunda makul imkânlar sunulmamıştır” diyerek, mahkemenin dosyaya giren deliller hakkında “lehe veya aleyhe bir değerlendirme yapmamıştır” tespitinde bulunmuş ve “Mahkemenin izlediği yöntemin silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin gereklerine uygun olmadığı, başvurucunun menfaatlerini koruyan güvenceler içermediği” sonucuna varmıştır.

    4. KARTIN İRADE DIŞI KULLANIMI, KOPYALANMASI VE MASUMİYET KARİNESİ

    Müvekkilin hesabının bilgisi dışında kullanılmış olma ihtimali kuvvetlidir. Yargıtay 17. Ceza Dairesi E. 2015/2413, K. 2015/3585 sayılı kararında sanığın “söz konusu hesaba ait bankamatik kartını kaybetmediğini ya da kimseye vermediğini, kendisine ait internet bankacılığının nasıl kullanıldığı hakkında da bilgisinin olmadığını belirterek, suçlamayı kabul etmediği” beyanı üzerine “sanığın bilgisi haricinde bu şekilde hesabına para havale edilip işlem yapılma ihtimalinin bulunup bulunmadığı hususunda rapor alınmasından” bahsedilmiştir.

    Ayrıca, “sanığın kendisine ait olduğunu beyan ettiği … müşteri nolu hesabının, müştekiden havale yapılmış olan sanık adına olan … nolu hesapla bağlantılı olup olmadığının, havale yapılan sanık adına bulunan hesabın aktif bir hesap olup olmadığını tespiti bakımından suç tarihi öncesi ve sonrasını da kapsayacak şekilde hesap hareketlerini” ve “müşteki hesabından yapılan havale üzerine sanığa ait hesaptan Bursa İlindeki iki farklı ATM’den kimin parayı çektiği konusunda araştırma yapılması” zorunluluğunu belirtmiştir.

    Yargıtay 8. Ceza Dairesi E. 2020/16395, K. 2023/4193 sayılı kararında beraat kararı onanırken, “sanığın sahte banka veya kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçunu işlediği hususunda savunmasının aksine her türlü şüpheden uzak, somut, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği” vurgulanmıştır.

    Olayda “ATM güvenlik kamerasına ait görüntülerin kalitesinin düşük olduğu, şahısların şapka ve kapüşon ile yüzlerini gizlemeleri nedeniyle yüzlerinin görünmediği, kimlik tespiti yapılamadığı” belirlenmiş ve “sanığın kartının üçüncü kişiler tarafından kullanıldığının banka tarafından kendisine bildirilmesi ile haberdar olduğunu, parasının çekildiğine dair şikayet tarzında bir dilekçe yazdığını” ifade eden sanığın kartının “01/06/2014 tarihinde Beşiktaş 2 ATM’sinde kopyalandığı” tespitiyle beraati uygun bulunmuştur.

    Yargıtay 8. Ceza Dairesi E. 2014/31977, K. 2015/7086 sayılı kararında, kart kullandırma eyleminin “kesin kanıt oluşturmadığı” belirtilmiş, “Savunmasının banka cevabı yazısıyla doğrulanması” neticesinde “Kuşkunun sanık lehine yorumlanması gerektiği gözetilerek beraatine karar verilmesi gerektiği” ifade edilmiştir. Kararda, “sanığın kredi kartını başkasına vermesinin hukuki sorumluluğu gerektirip, suçu işlediği veya iştirak ettiği hususunda kesin kanıt oluşturmadığı” tespitiyle “mahkumiyet kararı verilmesi” hukuka aykırı bulunmuştur.

    Anayasa Mahkemesinin B. 2019/33744 başvuru numaralı kararında masumiyet karinesinin ihlali tespit edilmiş ve “başvurucunun bahis veya şans oyunlarını oynadığına ilişkin doğrudan bir delil bulunmamaktadır” denilmiştir. Hakimlikçe “muterizin bahis oynama eylemini işlemediği yönünde … yeterli delil sunulmadığı” şeklindeki ispat yükünü tersine çeviren yaklaşım eleştirilmiş ve “Başvurucu … otomatik olarak kabahatli durumuna düşürülmüştür” denilerek ihlal kararı verilmiştir.

    MASAK raporunda yer alan “şahısların hesaplarına illegal bahis suçunda para naklinin özelliğine uygun olarak … para transferi geldiği” tespiti tek başına yeterli görülmemiş ve “bahis oynanmasına aracılık ettiğine ilişkin olgular karşında, bahis oynama fiilini işlememesinin önünde hiçbir engel bulunmamaktadır” şeklindeki varsayımsal gerekçe hukuka aykırı bulunmuştur.

    Bununla birlikte, yargılama sürecinde ortaya çıkabilecek yeni deliller sanığın masumiyetini ispatlayabilmektedir. Yargıtay 11. Ceza Dairesi E. 2024/2293, K. 2024/5628 sayılı kararında, “Şeyhmus isimli şahısta karantina koğuşunda beni gördü, bana suçlarını itiraf et diye söyledi… Şeyhmus’un kartı ile yaptığım olaylar 2017-2018-2019 yıllarıydı” itirafını yeni delil kabul etmiştir.

    Mahkemece “yargılamanın yenilenmesi talebinin kabule şayan olduğuna karar verildikten sonra sanığın hukukî durumunun takdir ve tayin edilmesi gerektiği” belirtilmiş, sanığın “parkta karşılaştığı iki kişi tarafından istendiğini, kendisine yardım yapılacağını söylendiğini, kartını ve şifresini vermesi üzerine kendisine 200 TL verildiğini” yönündeki beyanlarına karşı yerel mahkemenin “sanığın savunmasının suçtan ve cezadan kurtulmaya dönük olduğu kanaatine” varması hatalı bulunmuş ve yeni delilin “yargılama aşamasında yerel mahkemece temas edilen… olaylara ilişkin olmayıp, yeni bir delil niteliğinde bulunduğu” ifade edilmiştir.

    5. YASADIŞI BAHİS VEYA ÖRGÜTSEL BAĞLANTI İDDİALARININ GEÇERSİZLİĞİ VE DİĞER ARAŞTIRMA ZORUNLULUKLARI

    Müvekkilin hesap hareketleri üzerinden yasadışı bahis (7258 sayılı Kanun) veya suç örgütü bağlantısı kurulmaya çalışılması yersizdir.

    Yargıtay 3. Ceza Dairesi E. 2021/3543, K. 2022/10260 sayılı kararında, “sanıkların banka hesap hareketleri de incelenerek 7258 sayılı Kanuna muhalefet etme suçundan kaynaklanan ve dava konusu olan mal varlığı değerlerinin gayrimeşru kaynağını gizleyerek meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla hangi tarihli işlem ya da işlemlere tabi tutulduğunun veya başka surette yurtdışına çıkarılıp çıkarılmadığının araştırılması ile sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının değerlendirilmesi gerektiği” belirtilmiş ve “…para karşılığı çalıştıkları anlaşılan sanıklar … ve …’in kendi ad ve hesaplarına yasadışı bahis oynattıklarının her türlü kuşkudan uzak bir şekilde kanıtlanamadığı anlaşılmakla; bu hususta gerekli araştırmanın yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması” bozma sebebi yapılmıştır.

    İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi E. 2021/253, K. 2024/374 sayılı kararında da benzer bir iddia çürütülmüş, “Davalı yanca aynı zamanda ceza davasında örgüt üyeliğinden yargılanan şahısların bu para transferinden sonra davacıya para gönderdiklerini belirterek davacının da bu kişilerle iş birliği içerisinde olduğunun delili olduğunu iddia etmektedir. … davacının da içinde olduğu 69 müştekinin bu şahıslarla bir irtibatı olmadığı tespiti ile takipsizlik kararı verdiği ve bu kararın da kesinleştiği anlaşılmıştır. Kısacası bu şahısların somut olayda olduğu gibi davacıya yapmış oldukları havaleler davacının da bu yapı içinde olduğunun ispatı anlamına gelmemektedir.” denilmiştir.

    Aynı kararda, “Davacının müterafik kusurlu bir eylemi tespit edilememiştir. Davacı anlaşıldığı kadarı ile dolandırıcı olduğu anlaşılan şahısların tavsiyesi ile bir güven kuruluşu olan bankaya parasını yatırmış, akabinde hesabındaki para sözleşmeye ve bankacılık usul ve teamüllerine aykırı bir şekilde banka çalışanı tarafından 3. Şahısa aktarılmıştır.” denilerek hesap sahibinin kusursuzluğu teyit edilmiştir.

    Yargıtay 13. Ceza Dairesi E. 2014/26518, K. 2015/15561 sayılı kararında, sanığın “üzerine atılı suçu işlemediğini, hesabına yatırılan parayı iade ettiğini” yönündeki savunmasının ve “… Cumhuriyet Başsavcılığının 2007/6250 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı” gibi delillerin dikkate alınmamasını eleştirerek “bu hususun araştırılması” gerektiğini belirtmiş ve “sanıkların olay tarihi ve öncesinde, suça konu havalelerin yapıldığı banka ve diğer bankalar nezdinde açılmış hesaplarının bulunup bulunmadığı da araştırılıp, sanıkların hesap ekstreleri dosyaya getirilip banka ve hesap kullanım alışkanlıkları incelendikten sonra” karar verilmesini emretmiştir.

    Yargıtay 13. Ceza Dairesi E. 2020/1654, K. 2020/2278 sayılı kararında “adına kayıtlı benka hesabı üzerinde, alınan veya gönderilen havale işlemleri, yapılan alışveriş ve ödemeler esas alınarak bilirkişi incelemesi yaptırılıp, hesabın kimin tarafından kullanıldığı kesin olarak tespit edilerek” hüküm kurulması gerektiği belirtilmiş ve “gerekirse kontür yüklenen GSM hattının kime ait olduğu belirlenerek ve sanığın Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığını bildirdiği suç duyurusunun akibeti araştırılarak” maddi gerçeğe ulaşılması istenmiştir.

    Yine aynı Dairenin E. 2014/20440, K. 2015/3851 sayılı kararında “suça konu havalenin ATM’den çekildiği buna ilişkin kamera görüntülerinin sistem gereği 1 aydan sonra saklanmadığının bildirilmesi karşısında” delil yetersizliği vurgulanmış ve “sanık …’ın kimliğini kaybettiğine ilişkin savunması da araştırılarak, sanığa ait …. Şubesindeki …. nolu hesabın açılmasına ilişkin evrakların temini ile hesabın gerçekten de adı geçen sanığa ait olup olmadığı tespit edilerek” hüküm kurulması gerektiği belirtilmiştir.

    İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesi E. 2024/2192, K. 2024/3237 sayılı kararında, “Maddi gerçeğin hiç bir kuşkuya yer vermeksizin ortaya konulabilmesi bakımından; sanığın banka hesaplarına para gönderen veya sanığın hesaplarından para gönderilen şahıslardan … tanık sıfatıyla dinlenerek … beyanları alınarak sanığın banka hesaplarının bahis yada şans oyunlarıyla bağlantılı olarak para nakline aracılıkta kullanılıp kullanılmadığının tespit edilmesi” gerektiğini vurgulamış, “varsa sanık hakkında benzer suçtan açılmış bulunan kamu davalarına ait dosyaların getirtilerek incelenmesi” talimatını vermiş ve “eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması” sebebiyle “CMK’nın 289/1. maddesi gereğince … BOZULMASINA” karar vermiştir.

    Son olarak belirtmek gerekir ki; Yargıtay 11. Ceza Dairesinin E. 2021/16534, K. 2025/1613 sayılı kararında belirtildiği üzere, “5237 sayılı TCK’nın 66/1-e maddesinde öngörülen olağan dava zamanaşımının, kesen son sebep olan sanığın sorgusunun yapıldığı 26.02.2014 tarihinden temyiz inceleme tarihine kadar gerçekleştiği” tespit edilirse, “sanık hakkındaki kamu davasının gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddesi uyarınca … DÜŞMESİNE” karar verilmesi yasal bir zorunluluktur. Mahkemenizce resen dikkate alınması gereken bu hususu da saygıyla hatırlatırız.

    SONUÇ VE İSTEM:

    Yukarıda arz ve izah edilen nedenler ve re’sen dikkate alınacak hususlar ışığında;

    Müvekkilin üzerine atılı suçun manevi (kast) ve maddi unsurlarının oluşmaması, dosyada müvekkilin cezalandırılmasına yeterli her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı somut delil bulunmaması nedeniyle CMK m. 223/2-a, c ve e bentleri uyarınca BERAATİNE,

    Mahkemeniz aksi kanaatte ise, lehe olan tüm hükümlerin uygulanmasına,

    Şayet dava zamanaşımı süresi dolmuş ise CMK m. 223/8 uyarınca davanın DÜŞMESİNE,

    karar verilmesini saygılarımla vekaleten arz ve talep ederim.

    Sanık Müdafi

    Av. [Adınız Soyadınız]

    İban Kullandırma Suçu Yargıtay Beraat Kararları 

     

    İban Kullandırma Suçu Yargıtay Beraat Kararları

    Yargıtay, 2. Ceza Dairesi, E. 2014/28549, K. 2016/8627, T. 05.05.2016:

    Sanık …’un, katılan … ve beraat eden sanık …’in kartlarını, havale geleceğini söyleyip şifreleri ile beraber aldıktan sonra, müşteki …’nun banka hesabına internet yoluyla girerek sanık … ve beraat eden sanık …’in hesaplarına para havale ederek, paranın bir kısmını bankamatikten çekip, bir kısmını da alışverişte kullandığı olayda, katılan … banka kartının sanık tarafından alındığı, … hesabına havale yapılmadığı dolayısıyla…’ın kartı kullanılarak bir suç işlenmediğinin anlaşılması karşısında , sanık hakkında katılan…’a yönelik eylem nedeniyle beraati yerine, yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,

    Yargıtay, 2. Ceza Dairesi, E. 2020/33314, K. 2022/11545, T. 07.06.2022:

    Katılan şirketin internet bankacılığı açık hesabına kurum bilgisi dışında 22/12/2008 tarihinde saat 15.49 , 15:50 ve 15.58 saatlerinde girilerek şirketin hesabından beraat eden sanık …’nün hesabına 490 TL, 490 TL ve 800 TL olmak üzere para transfer edildiği, dosya içerisinde bulunan banka çalışanlarının yazışma bilgileri incelendiğinde beraat eden sanık …’nün hesabındaki parayı çekmek için 30/12/2008 tarihinde geldiği ancak katılan kurum yetkililerin usulsüz işlemi fark edip hesaba bloke koydurmaları nedeniyle güvenlik güçlerine haber verildiğinin belirtildiği, beraat eden sanık …’nün soruşturma evresinde alınan ifadesinde;

    banka kartını 26/12/2008 tarihinde sanık …’ın istemesi nedeniyle verdiğini, ertesi gün sanığın kendisine şifrenin yanlış girilmesi nedeniyle bankamatiğin kartı aldığını söylemesi nedeniyle kartı geri almak için bankaya geldiğini beyan ettiği, sanık …’ın soruşturma evresinde alınan ifadesinde arkadaşının para göndermesi gerektiği için 26/12/2008 tarihinde beraat eden sanık …’nün kartını aldığını, yeğeni …’tan gelen parayı çekmesini istediğinde bankamatiğin kartı çektiğini söylediğini beyan ettiği,

    kovuşturma evresinde düzenlenen bilirkişi raporuna istinaden beraat eden sanığın kartına neden el konulduğu ilgili bankadan sorulduğunda beraat eden sanığın kartının dolandırıcılık olayına istinaden kapatıldığının belirtildiğinin anlaşılması karşısında öncelikle aşamalarda dinlenmeyen … tanık sıfatıyla dinlenilerek sanığın savunmalarında belirttiği gibi sanık …’ın beraat eden sanık …’nün kredi kartından para çekmek için kendisine kredi kartı verip vermediği,

    söz konusu kartın şifresinin yanlış girilmesi nedeniyle kartın bankamatik cihazı tarafından alınıp alınmadığı sorulup gerekmesi halinde ilgili bankadan ayrıntılı şekilde suç tarihi öncesi ve sonrasını kapsar şekilde beraat eden sanık …’ye ait kredi kartının bankamatik cihazı tarafından çekilip çekilmediği tekrardan sorularak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi

    Reform Hukuk Bürosu — Avukat Gökhan Yılmaz | Ceza Hukuku

    Reform Avukatlık Bürosu

    Ankara Avukat - Avukat Nalan KURU ve Av. Gökhan Yılmaz tarafından kurulmuş olup, Çankaya/Ankara’da bulunan avukatlık ofisinde faaliyet göstermektedir. Reform Ankara Hukuk Bürosu özellikle kamu hukuku ve özel hukuk alanında tecrübeli kadrosuyla hukuki ihtilafların çözümü noktasında hizmet vermektedir. Mesleğimizi yapmaktayken ön yargısız bir şekilde, dürüst , şeffaf , hızlı , iletişim halinde ve sonuç odaklı hareket etmekteyiz. Reform Hukuk ve Danışmanlık Bürosu Ankara , uzun yıllara dayanan tecrübesi ile gerek ulusal gerekse uluslararası alanda faaliyet gösteren müvekkillerine hukukun birçok farklı alanında danışmanlık ve dava takibi hizmetleri veren bir hukuk bürosudur. Büromuz farklı uzmanlık alanlarında başarı göstermiş avukatlardan oluşmaktadır.

    İlgili Makaleler

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Başa dön tuşu