Ceza Davası Savunma Dilekçesi Örneği

Ceza davası savunma dilekçesi örneği; ceza davalarının görülmesi sırasında mahkemeye sunulmak üzere hazırlanmış ve beraat talebi içeren örnek metindir.
Ceza Davası Savunma Dilekçesi
T.C. ……… ASLİYE CEZA MAHKEMESİ’NE
Dosya No : 2026/… E.
SANIK : ………
MÜDAFİİ : Av. ………
KONU : Kasten yaralama suçuna ilişkin esas hakkındaki savunmalarımızın ve beraat talebimizin sunulmasından ibarettir.
Müvekkil hakkında TCK 86. maddesi kapsamında kasten yaralama suçunu işlediği iddiasıyla kamu davası açılmış ise de, dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve maddi vakıanın oluş şekli birlikte değerlendirildiğinde, isnat edilen fiilin müvekkil tarafından kasten gerçekleştirildiği sabit değildir. Aksine, dosya kapsamındaki deliller çelişkili olup, ceza muhakemesinin temel ilkeleri gereği mahkûmiyet için gerekli olan her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı ispat standardına ulaşılamamıştır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, Türk Ceza Kanunu’nun 86. maddesinde düzenlenen kasten yaralama suçu, bir kimsenin vücuduna acı verme veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olma fiilini kasten gerçekleştirmeyi gerektirir. Suçun manevi unsuru kast olup, failin mağdurun beden bütünlüğüne yönelik bilerek ve isteyerek hareket etmesi zorunludur. Somut olayda ise müvekkilin mağdura yönelik bilinçli ve yönelmiş bir saldırı kastı bulunduğu ispatlanamamıştır.
Dosya kapsamından anlaşılacağı üzere olay, taraflar arasında anlık gelişen bir tartışma sırasında meydana gelmiştir. Olay yerinde tarafların karşılıklı olarak birbirlerine fiziksel temasının söz konusu olduğu, mağdurun da müvekkile yönelik fiili müdahalede bulunduğu tanık beyanları ve adli rapor içeriği ile sabittir. Nitekim müvekkile ait darp-cebir raporu dosyaya sunulmuş olup, bu durum müvekkilin olayda edilgen bir konumda olmadığını, bilakis kendisine yönelen haksız bir saldırıyı bertaraf etmeye çalıştığını göstermektedir.
Türk Ceza Kanunu’nun 25. maddesinde düzenlenen meşru müdafaa kurumu uyarınca, gerek kendisine gerek başkasına yönelmiş haksız bir saldırıyı defetmek amacıyla yapılan zorunlu savunma hukuka uygunluk sebebi teşkil eder. Olayın oluş şekli, tarafların fiziki yakınlığı, tartışmanın seyri ve müvekkilin yaralanmış olması birlikte değerlendirildiğinde, müvekkilin eyleminin en azından haksız bir saldırıya karşı tepki niteliğinde olduğu, bu yönüyle hukuka uygunluk nedenlerinin varlığı ciddi şekilde tartışılmalıdır.
Öte yandan, mağdurun beyanları tek başına mahkûmiyete yeterli nitelikte değildir. Ceza muhakemesinde mahkûmiyet kararı verilebilmesi için yüklenen suçun, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle ispatı zorunludur. Bu husus, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223. maddesi ile güvence altına alınmış olup, aynı zamanda “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi olarak öğretide ve Yargıtay içtihatlarında yerleşik hale gelmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun istikrar kazanmış kararlarında da vurgulandığı üzere, mahkûmiyet ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalıdır.
Somut dosyada ise olay anına ilişkin tarafsız bir kamera kaydı bulunmamaktadır. Tanık beyanları çelişkili olup, bir kısım tanıklar olayın nasıl başladığını görmediklerini ifade etmiştir. Mağdurun adli raporunda belirtilen yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte olduğu anlaşılmaktadır. Bu rapor dahi müvekkilin bilinçli bir saldırı kastıyla hareket ettiğini ortaya koymamaktadır. Olayın ani gelişimi, karşılıklı arbede niteliği ve müvekkilin de yaralanmış olması birlikte değerlendirildiğinde, eylemin tek taraflı bir saldırı olarak nitelendirilmesi hukuken mümkün değildir.
Ayrıca, ceza hukukunun temel prensiplerinden biri olan kusur ilkesi gereğince, failin cezalandırılabilmesi için hem tipikliğin hem de hukuka aykırılığın ve kusurun açıkça ortaya konulması gerekir. Dosyada bu unsurların tam ve kesin olarak oluştuğu söylenemez. Ceza yargılamasında varsayıma dayalı değerlendirmelerle mahkûmiyet kararı verilemez. Anayasa’nın 38. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi uyarınca adil yargılanma hakkı ve masumiyet karinesi korunmak zorundadır.
Bu çerçevede, mevcut delil durumu itibarıyla müvekkilin üzerine atılı kasten yaralama suçunu işlediği sabit değildir. En azından olayın karşılıklı gerçekleştiği, müvekkilin haksız bir fiile maruz kaldığı ve eylemin savunma sınırları içerisinde kaldığı hususunda ciddi ve makul şüphe bulunmaktadır. Ceza muhakemesinde şüphe sanık aleyhine değil, lehine değerlendirilmelidir.
Açıklanan nedenlerle, müvekkilin TCK 86 kapsamında cezalandırılmasını gerektirir nitelikte kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından, 5271 sayılı CMK’nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar verilmesini, aksi kanaate varılması halinde ise eylemin haksız tahrik hükümleri kapsamında değerlendirilmesini ve lehe olan tüm hükümlerin uygulanmasını talep ederiz.
Saygılarımızla arz ve talep ederiz.
Sanık Müdafii
Av. ………
Ceza Davası Savunma Dilekçesi -2
T.C. ……… ASLİYE CEZA MAHKEMESİ’NE
Dosya No : 2026/… E.
SANIK : ………
MÜDAFİİ : Av. ………
KONU : Cinsel taciz suçu isnadına ilişkin savunmalarımızın ve beraat talebimizin sunulmasından ibarettir.
-
Müvekkil hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 105. maddesinde düzenlenen cinsel taciz suçu kapsamında kamu davası açılmıştır. İddianamede, müvekkilin katılana yönelik sözlü ve dijital iletişim yoluyla cinsel içerikli ifadeler kullandığı iddia edilmekte ise de, dosya kapsamındaki mevcut deliller, suçun maddi ve manevi unsurlarının oluştuğunu ortaya koyacak nitelikte değildir.
-
TCK 105 uyarınca cinsel taciz suçunun oluşabilmesi için failin mağduru cinsel amaçla rahatsız etmesi gerekmektedir. Bu suç, mağdurun vücut dokunulmazlığına temas olmaksızın, cinsel yönden huzur ve sükûnunu bozacak nitelikte davranışları kapsar. Ancak her rahatsız edici iletişim ya da taraflar arasındaki gerilim, ceza hukuku anlamında cinsel taciz olarak değerlendirilemez. Failin eyleminin cinsel amaç taşıması ve bu amacın somut delillerle ortaya konulması zorunludur.
-
Somut olayda taraflar arasında daha önceye dayalı bir iletişim geçmişi bulunduğu, mesajlaşmaların karşılıklı olduğu ve tek taraflı bir ısrar veya takip davranışının söz konusu olmadığı dosyadaki dijital kayıtlar incelendiğinde açıkça görülmektedir. Mesaj içerikleri bağlamından koparılarak değerlendirilmiş, olayın öncesi ve taraflar arasındaki ilişkinin niteliği göz ardı edilmiştir.
-
Ceza muhakemesinin temel ilkelerinden biri olan masumiyet karinesi gereğince, sanığın suçluluğu sabit oluncaya kadar suçsuz kabul edilmesi esastır. 5271 sayılı CMK’nın 223. maddesi uyarınca mahkûmiyet kararı verilebilmesi için suçun her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle ispat edilmesi gerekmektedir. Dosya kapsamında ise isnadı destekleyen objektif ve tarafsız bir delil bulunmamaktadır.
-
Katılan beyanı tek başına mahkûmiyet için yeterli kabul edilemez. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, özellikle cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda dahi, beyanın tutarlı, hayatın olağan akışına uygun ve başka delillerle desteklenmiş olması aranır. Mevcut dosyada ise beyanlar arasında çelişkiler bulunmakta olup, iddia edilen tarihler ve içerikler teknik kayıtlarla örtüşmemektedir.
-
Müvekkilin atılı eylemi gerçekleştirdiğine dair dijital materyaller üzerinde usulüne uygun bilirkişi incelemesi yapılmamış, mesaj kayıtlarının bütünlüğü ve manipülasyona açık olup olmadığı araştırılmamıştır. Bu durum, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması yükümlülüğü kapsamında eksik inceleme niteliğindedir.
-
Ayrıca, iddianamede belirtilen ifadelerin cinsel amaç taşıdığı iddia edilmekte ise de, ifadelerin bağlamı incelendiğinde taraflar arasında yaşanan kişisel husumet ve sonradan gelişen anlaşmazlık çerçevesinde yorumlandığı anlaşılmaktadır. Ceza hukukunda kastın varlığı varsayımla değil, açık ve kesin delillerle ortaya konulmalıdır.
-
Şüpheden sanık yararlanır ilkesi, ceza yargılamasının evrensel bir ilkesidir. Olayın oluş şekli, delillerin niteliği ve taraf beyanları birlikte değerlendirildiğinde, müvekkilin cinsel amaçla hareket ettiğine dair kesin bir kanaate ulaşmak mümkün değildir. Bu nedenle mahkûmiyet için gerekli olan ispat standardı sağlanamamıştır.
-
Tüm bu nedenlerle, müvekkil hakkında TCK 105 kapsamında cinsel taciz suçunun unsurlarının oluşmadığı, en azından suçun sabit olmadığı açık olup, 5271 sayılı CMK’nın 223/2-e maddesi gereğince beraatine karar verilmesi gerekmektedir.
Sonuç ve talep olarak, açıklanan gerekçeler doğrultusunda müvekkilin üzerine atılı cinsel taciz suçu yönünden beraatine karar verilmesini saygıyla arz ve talep ederiz.
Sanık Müdafii
Av. ………
Asliye Ceza Mahkemesi Savunma Dilekçesi Örneği
T.C. ANKARA … ASLİYE CEZA MAHKEMESİ’NE
Dosya No : 2026/.. E.
SANIK :
MÜDAFİİ : Av. ………
KONU : TCK 123 kapsamında kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçu isnadına ilişkin savunmalarımızın sunulmasından ibarettir.
-
Müvekkil Mehmet Y. hakkında, katılan Ayşe K.’nin şikâyeti üzerine Türk Ceza Kanunu’nun 123. maddesinde düzenlenen kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçu kapsamında dava açılmıştır. İddianamede, müvekkilin 15.09.2025 – 28.09.2025 tarihleri arasında katılanı ısrarlı şekilde aradığı ve mesaj göndererek huzur ve sükûnunu bozduğu ileri sürülmektedir. Ancak dosya kapsamı incelendiğinde, suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığı açıkça anlaşılmaktadır.
-
Taraflar 2024 yılı Kasım ayından itibaren aynı iş yerinde çalışmış, aralarında duygusal bir yakınlaşma yaşanmış ve yaklaşık sekiz ay süreyle sosyal ilişki devam etmiştir. 10.09.2025 tarihinde taraflar aralarındaki ilişkiyi karşılıklı olarak sonlandırmışlardır. Olayların başlangıcı bu tarihten sonradır.
-
İddianamede belirtilen 15.09.2025 tarihinde müvekkilin katılanı iki kez aradığı doğrudur. Ancak bu aramalar, iş yerindeki zimmetli bir evrakın teslimine ilişkindir. Nitekim aynı gün saat 16:42’de katılan tarafından müvekkile gönderilen “Evrakı yarın muhasebeye bırakacağım” içerikli mesaj dosyada mevcuttur. Bu husus, iletişimin tek taraflı ve rahatsız etme amacı taşıyan bir nitelikte olmadığını göstermektedir.
-
18.09.2025 tarihinde saat 21:13’te müvekkil tarafından gönderilen mesaj içeriğinde ise “Konuşup konuyu kapatalım, yanlış anlaşılma olmasın” ifadesi yer almaktadır. Bu mesajdan sonra herhangi bir ısrar söz konusu değildir. Dosyada, 20.09.2025 tarihinden sonra müvekkile ait arama ya da mesaj kaydı bulunmamaktadır.
-
TCK 123 kapsamında kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçunun oluşabilmesi için, sırf huzur ve sükûnu bozma amacıyla ısrarla telefon edilmesi, gürültü yapılması veya hukuka aykırı başka bir davranışta bulunulması gerekmektedir. Suçun manevi unsuru özel kasttır. Yani failin sırf rahatsız etme amacıyla hareket etmesi zorunludur. Oysa somut olayda müvekkilin iletişim kurma amacı, geçmiş ilişkiye dair yanlış anlaşılmayı gidermek ve iş yerindeki evrak teslimini sağlamaktır.
-
Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere, tek seferlik ya da sınırlı sayıda gerçekleşen iletişimler, sırf huzur ve sükûnu bozma kastı açıkça ortaya konulmadıkça TCK 123 kapsamında değerlendirilemez. Süreklilik, ısrar ve özel kast unsuru birlikte gerçekleşmelidir. Dosya kapsamındaki HTS kayıtları incelendiğinde toplam üç arama ve iki mesaj bulunduğu görülmektedir. Bu iletişim yoğunluğu, suçun tipik unsurunu karşılayacak nitelikte değildir.
-
Ayrıca katılanın 19.09.2025 tarihinde müvekkili sosyal medya üzerinden engellediği, müvekkilin ise bu tarihten sonra herhangi bir iletişim girişiminde bulunmadığı sabittir. Eğer müvekkilin amacı ısrarla rahatsız etmek olsaydı, farklı numaralardan arama veya farklı kanallardan temas kurma girişiminde bulunması beklenirdi. Böyle bir durum söz konusu değildir.
-
Ceza muhakemesinin temel ilkelerinden biri olan masumiyet karinesi gereğince, sanığın suçluluğu sabit oluncaya kadar suçsuz sayılması esastır. 5271 sayılı CMK’nın 223. maddesi uyarınca mahkûmiyet kararı verilebilmesi için suçun her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle ispat edilmesi gerekir. Somut olayda bu ispat standardına ulaşılamamıştır.
-
Dosyada, katılanın subjektif rahatsızlık beyanı dışında, müvekkilin özel kastla hareket ettiğini ortaya koyan herhangi bir objektif delil bulunmamaktadır. Ceza hukuku, kişisel kırgınlıkları ya da sona eren ilişkilerden doğan duygusal gerilimleri cezalandırma aracı değildir.
-
Tüm bu nedenlerle, müvekkilin eyleminin TCK 123 kapsamında kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçu olarak nitelendirilmesi hukuken mümkün değildir. İletişim sınırlı sayıdadır, ısrar unsuru yoktur ve özel kast sabit değildir. En azından olayın suç teşkil edip etmediği hususunda ciddi ve makul şüphe bulunmaktadır.
-
Şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince, isnat edilen suçun sabit olmaması nedeniyle müvekkilin beraatine karar verilmesi gerekmektedir.
Sonuç ve talep olarak, yukarıda arz edilen nedenlerle müvekkilin üzerine atılı kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçu yönünden CMK 223/2-e maddesi gereğince beraatine karar verilmesini saygıyla arz ve talep ederiz.
Sanık Müdafii
Av. ………
Ceza Hukuku Savunma Dilekçesi Örneği
İSTANBUL … ASLİYE CEZA MAHKEMESİ’NE
Dosya No : 2026/214 E.
SANIK :
MÜDAFİİ : Av. ………
KONU : TCK 116 kapsamında konut dokunulmazlığının ihlali suçu isnadına ilişkin savunmalarımızın sunulmasından ibarettir.
-
Müvekkil Ahmet D. hakkında, 12.10.2025 tarihinde Ankara ili Çankaya ilçesi … Mahallesi … Sokak No: 18 adresinde bulunan katılan Murat K.’ye ait konuta rızaya aykırı şekilde girdiği iddiasıyla Türk Ceza Kanunu’nun 116. maddesi kapsamında kamu davası açılmıştır. İddianamede, müvekkilin saat 22:15 sıralarında konuta izinsiz girdiği ve katılanın huzurunu bozduğu ileri sürülmektedir. Ancak dosya kapsamı incelendiğinde, suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığı açıkça anlaşılmaktadır.
-
Olaydan yaklaşık üç ay önce, Temmuz 2025 tarihinde, katılan Murat K. ile müvekkil arasında kira sözleşmesine dayalı bir hukuki ilişki bulunmaktaydı. Müvekkil, söz konusu konutta kiracı olarak ikamet etmiş; 01.09.2025 tarihinde taraflar kira ilişkisinin sona erdirilmesi hususunda anlaşmışlardır. Ancak müvekkilin bazı kişisel eşyaları konutta kalmış ve bu husus taraflar arasında ihtilafa konu olmuştur.
-
12.10.2025 tarihinde saat 21:40 civarında müvekkil, katılanı telefonla arayarak konutta kalan eşyalarını almak istediğini bildirmiştir. HTS kayıtları dosyada mevcuttur. Katılan, “Gel al ama kısa sürsün” şeklinde cevap vermiştir. Bu görüşmeden yaklaşık 30 dakika sonra müvekkil konut adresine gitmiştir.
-
Olay yerine ilişkin apartman giriş kamera kayıtlarında müvekkilin saat 22:07’de bina kapısından giriş yaptığı, herhangi bir zorlama veya cebir kullanmadığı açıkça görülmektedir. Konut kapısında da herhangi bir kırılma, zorlanma ya da hasar tespit edilmemiştir. Bu durum, konuta cebir veya tehdit yoluyla girilmediğini ortaya koymaktadır.
-
TCK 116 uyarınca konut dokunulmazlığının ihlali suçunun oluşabilmesi için, failin konuta rızaya aykırı olarak girmesi veya rıza ile girdikten sonra çıkmamakta ısrar etmesi gerekir. Somut olayda ise müvekkilin konuta girişi öncesinde katılanla telefon görüşmesi yaptığı ve açık rıza çerçevesinde konuta girdiği sabittir.
-
Katılan, daha sonra taraflar arasında çıkan tartışma nedeniyle şikâyetçi olmuştur. Ancak konuta giriş anında rızanın mevcut olması, suçun tipikliğini ortadan kaldırmaktadır. Ceza hukukunda rıza, hukuka uygunluk sebebi olarak kabul edilmekte olup, konut dokunulmazlığının ihlali suçunda rızanın varlığı halinde suç oluşmaz.
-
Dosyada müvekkilin konuta girdikten sonra çıkmamakta ısrar ettiğine dair bir delil de bulunmamaktadır. Tanık beyanlarına göre müvekkil yaklaşık 10–15 dakika içerisinde eşyalarını alarak konuttan ayrılmıştır. Olay yerine gelen kolluk görevlileri müvekkili konut içinde değil, apartman önünde tespit etmiştir.
-
Ceza muhakemesinin temel ilkesi gereğince, mahkûmiyet kararı verilebilmesi için suçun her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle ispat edilmesi gerekmektedir. Dosya kapsamındaki mevcut deliller, müvekkilin konuta rızaya aykırı şekilde girdiğini göstermemektedir. Aksine, giriş öncesi telefon görüşmesi ve kamera kayıtları rızanın varlığını desteklemektedir.
-
Taraflar arasında kira sözleşmesinden kaynaklanan bir hukuki uyuşmazlık söz konusu olup, bu ihtilafın ceza hukuku yoluyla çözülmesi mümkün değildir. Hukuki ilişkinin sona ermesinden doğan şahsi eşyaların teslimine ilişkin anlaşmazlık, özel hukuk çerçevesinde değerlendirilmelidir.
-
Masumiyet karinesi ve şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince, rızanın bulunup bulunmadığı hususunda dahi tereddüt mevcutken mahkûmiyet kararı verilmesi hukuka aykırı olacaktır. Rıza bulunduğu sabit olduğundan, tipiklik unsuru gerçekleşmemiştir.
-
Açıklanan tüm nedenlerle, müvekkilin üzerine atılı konut dokunulmazlığının ihlali suçu yönünden eylemin suç teşkil etmediği açık olup, 5271 sayılı CMK’nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatine karar verilmesi gerekmektedir.
Sonuç ve talep olarak, müvekkilin isnat edilen TCK 116 kapsamında konut dokunulmazlığının ihlali suçu yönünden beraatine karar verilmesini saygıyla arz ve talep ederiz.
Sanık Müdafii
Av. ………




