Ceza Hukuku

SGK ya Gerçeğe Aykırı Sigorta Bildiriminde Bulunma Suçu

Bu makalemizde SGK ya gerçeğe aykırı sigorta bildiriminde bulunma suçu  ve cezasını Yargıtay kararları ile beraber inceleyeceğiz.

Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) yapılan sigortalı bildirimleri, sosyal güvenlik sisteminin temelini oluşturmaktadır. Bu nedenle sigortalılık statüsünün gerçeğe aykırı şekilde bildirilmesi, yalnızca idari bir usulsüzlük olarak değil, aynı zamanda ceza hukuku bakımından suç teşkil eden bir fiil olarak düzenlenmiştir. Uygulamada “sahte sigortalılık”, “fiilen çalışmayan kişinin sigortalı gösterilmesi” veya “eksik–yanlış çalışma bildirimi” gibi adlarla anılan bu fiiller, ciddi yaptırımlara yol açabilmektedir.

Gerçeğe Aykırı Sigortalı Bildirimi Nedir?

Gerçeğe aykırı sigortalı bildirimi; bir kişinin fiilen çalışmadığı halde SGK’ya çalışıyor gibi bildirilmesi, çalışma süresi veya ücretinin eksik ya da yanlış gösterilmesi ya da sigortalılık ilişkisinin gerçek duruma aykırı biçimde kurulması anlamına gelir.

Uygulamada en sık karşılaşılan örnekler şunlardır:

  • Hiç çalışmayan bir kişinin sigortalı olarak gösterilmesi
  • Emeklilik veya sağlık hizmetlerinden yararlanmak amacıyla sahte sigortalılık kurulması
  • Kısmi çalışan kişinin tam zamanlı gibi bildirilmesi
  • Ücretin asgari ücretten bildirilip fiilen daha yüksek ödenmesi
  • Yakın akrabaların fiilen çalışmadan sigortalı gösterilmesi

Bu tür bildirimler, SGK’nın denetim ve incelemeleri sonucunda tespit edilebilmektedir.

SGK’ya Gerçeğe Aykırı Bildirim Suç mu?

Evet. Gerçeğe aykırı sigortalı bildirimi, idari para cezası yanında ceza sorumluluğu da doğurabilmektedir. Fiilin niteliğine göre;

kapsamında yaptırımlar uygulanır.

Özellikle kamu kurumlarının zararına neden olunması, resmî belgelere aykırı işlem yapılması veya kasten haksız menfaat sağlanması halinde ceza hukuku devreye girer.

Gerçeğe Aykırı Sigortalı Bildiriminin Cezası

 İdari Para Cezaları (5510 sayılı Kanun)

SGK tarafından yapılan denetimlerde gerçeğe aykırı sigortalı bildirimi tespit edilmesi hâlinde, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu uyarınca işveren hakkında ciddi idari yaptırımlar uygulanır.

Bu kapsamda;

  • Fiilen çalışmayan kişiyi sigortalı gösteren işveren hakkında, her bir sahte sigortalı için ayrı ayrı idari para cezası
  • Gerçeğe aykırı bildirilen dönemlere ilişkin tüm primler gecikme cezası ve gecikme zammı ile birlikte geriye dönük olarak tahsil edilir.
  • Haksız şekilde sağlanan sağlık yardımları ve emeklilik ödemeleri, ilgili kişilerden faiziyle birlikte geri alınır.
  • İşyeri hakkında teşvik ve desteklerden yararlanma yasağı

Bu yaptırımlar, ceza davasından bağımsız olarak uygulanmakta olup idari sürecin sona ermesi ceza sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Gerçeğe Aykırı Sigortalı Bildiriminin cezası

Gerçeğe Aykırı Sigortalı Bildiriminin Ceza Hukuku Boyutu

Gerçeğe aykırı sigortalı bildirimi, yalnızca bir idari usulsüzlük değil; bazı hâllerde Türk Ceza Kanunu kapsamında suç olarak değerlendirilir.

Resmî Belgede Sahtecilik Suçu (TCK m.204)

SGK’ya verilen;

  • İşe giriş bildirgeleri
  • Aylık prim ve hizmet belgeleri
  • Sigortalılık tescil belgeleri

resmî belge niteliğindedir. Bu belgelerde gerçeğe aykırı beyanlarda bulunulması hâlinde, fiilin niteliğine göre resmî belgede sahtecilik suçu gündeme gelebilir.

Bu durumda;

  • Fail hakkında 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası söz konusu olabilir.
  • Suçun zincirleme şekilde işlenmesi hâlinde ceza artırılır.

Nitelikli Dolandırıcılık Suçu (TCK m.158)

Gerçeğe aykırı sigortalı bildirimi;

  • Emeklilik hakkı kazanmak,
  • Sağlık hizmetlerinden haksız yararlanmak,
  • Devleti zarara uğratmak

amacıyla yapılmışsa, fiil kamu kurumlarının zararına dolandırıcılık olarak değerlendirilir.

Bu hâlde;

  • 3 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası
  • Adli para cezası

gündeme gelebilir. Özellikle sahte sigortalılıkla emeklilik kazanılması hâlinde, Yargıtay uygulamasında bu suç tipine sıkça rastlanmaktadır.

Sorumluluk Kime Aittir?

Gerçeğe aykırı sigortalı bildirimi nedeniyle;

  • İşveren,
  • Bildirimi yapan yetkili muhasebeci veya şirket yetkilisi,
  • Sahte sigortalılık ilişkisinden bilerek yararlanan sigortalı

kusur durumuna göre ayrı ayrı cezai sorumluluk altına girebilir.

Özellikle sigortalının fiilin sahte olduğunu bilerek hareket etmesi hâlinde, müşterek fail veya yardım eden sıfatıyla yargılanması mümkündür.

SGK Denetimi ve Soruşturma Süreci Nasıl Başlar?

Gerçeğe aykırı sigortalı bildirimleri genellikle;

  • SGK müfettişleri tarafından yapılan denetimler,
  • İhbar ve şikâyetler,
  • Veri analizleri ve çapraz kontroller

sonucunda tespit edilir.

Tespit sonrası süreç şu şekilde ilerler:

  • Denetim raporu düzenlenir
  • İdari para cezaları uygulanır
  • Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulur
  • Ceza soruşturması ve dava süreci başlar

Bu aşamada yapılacak hukuki savunmalar, dosyanın seyrini doğrudan etkileyebilmektedir.

Gerçeğe Aykırı Sigorta Bildiriminde Bulunma Suçu

SGK ‘Ya Gerçeğe Aykırı Sigortalı Bildiriminde Bulunma Suçu Yargıtay Kararları

Yargıtay’ın son kararları ve süreklilik kazanan uygulamasına göre, bildirime konu işyerinin gerçekte var olan bir işyeri olması, sanıkların Kurumun denetim yetkisini ortadan kaldırmaya yönelik hileli bir davranışta bulunmamaları ve Sosyal Güvenlik Kurumunun kendisine bildirilen işyerlerini ve işe giriş bildirgelerini her zaman denetleme imkânına sahip olması hâllerinde, kurum zararından söz edilmesi mümkün değildir. Bu kapsamda, sigorta primlerinin Kuruma ödenmiş olması durumunda 5510 sayılı Kanun’un 89. maddesi uyarınca primlerin gelir kaydedileceği, aynı Kanun’un 96. maddesi gereğince de yapılan sağlık harcamalarının geri alınacağı düzenlenmiştir. Primlerin hiç yatırılmamış olması hâlinde dahi Kurumun alacaklarını her zaman tahsil edebilme yetkisinin bulunması nedeniyle, somut bir zarar oluştuğu kabul edilmemektedir.

Bu nedenlerle, anılan koşulların gerçekleştiği durumlarda kamu kurumunun zararına nitelikli dolandırıcılık suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı, dolayısıyla sanıklar hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği yönünde değerlendirme yapılmaktadır. Buna bağlı olarak, gerçek bir işyerinin varlığı hâlinde, ilgili kişinin fiilen çalışmamış olsa dahi sigortalı olarak bildirilmiş olması tek başına dolandırıcılık suçunun oluşumu için yeterli görülmemektedir.

“…Gerçekte çalışmadıkları hâlde çalışmış gibi gösterildikleri ileri sürülen sanıkların tamamının, alınan savunmalarında suç tarihlerinde belirli dönem ve sürelerde ilgili şirkette çeşitli işlerde çalıştıklarını, hatta bazı sanıkların aynı zaman diliminde birlikte görev yaptıklarını beyan ettikleri görülmüştür. Şirkete ait kayıtlar ile dosyaya sunulan çalışanlara ilişkin ücret bordroları incelendiğinde, söz konusu dönemlere ait ödeme bordrolarının Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’ne uygun şekilde düzenlendiği tespit edilmiştir.

Ayrıca vergi mükellefiyeti bulunan şirket hakkında yapılan araştırmada, ilgili tarihler arasında firmaya yönelik herhangi bir vergi inceleme raporu ya da vergi suçu raporunun bulunmadığı, Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından bildirilen bilgilerden anlaşılmıştır. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, sanıkların savunmalarının aksini ortaya koyacak, mahkûmiyetlerine yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gerekçesiyle verilen beraat kararlarında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.”( Yargıtay 15. Ceza Dairesi, 25.02.2016 tarihli, 2013/24065 Esas, 2016/2119 Karar sayılı karar)

“…Sanıkların savunmaları, katılan kuruma ait inceleme raporu, SGK kayıtları ve dosyada yer alan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; sanıkların Kurumun denetim yetkisini ortadan kaldırmaya yönelik hileli bir davranışlarının bulunmadığı, Sosyal Güvenlik Kurumunun kendisine bildirilen işyerleri ile işe giriş bildirgelerini her zaman denetleme imkânına sahip olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca sigorta primlerinin Kuruma ödenmiş olması hâlinde 5510 sayılı Kanun’un 89. maddesi uyarınca bu primlerin gelir kaydedileceği, aynı Kanun’un 96. maddesi gereğince de yapılan sağlık harcamalarının geri alınacağı düzenlenmiştir. Primlerin hiç yatırılmamış olması durumunda dahi Kurumun alacaklarını her zaman tahsil edebilme yetkisinin bulunması karşısında, Kurumun zarara uğradığından söz edilemeyeceği kabul edilmiştir.

Bu nedenlerle, sanıklara isnat edilen suçların yasal unsurları oluşmadığı gözetilmeden, beraat kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkûmiyet hükmü kurulması isabetsiz bulunmuş ve kararın bozulmasına karar verilmiştir.”

Bildirim Yapılan İşyerinin Gerçekte Faaliyeti Bulunmayan, Yalnızca Kâğıt Üzerinde Olması

Bildirim yapılan işyerinin gerçekte faaliyeti bulunmayan, yalnızca kâğıt üzerinde var olan bir yapı olduğunun tespiti hâlinde, sigortalılık işlemlerinin hukuki dayanağından söz edilemez. Bu tür durumlarda, paravan nitelikte bir işyeri üzerinden sigortalı bildiriminde bulunulması, kamu kurumunu yanıltmaya yönelik bir davranış olarak değerlendirilmekte ve dolandırıcılık suçunun unsurlarının oluştuğu kabul edilmektedir. Dolayısıyla işyerinin gerçek bir ekonomik faaliyet yürütüp yürütmediği, suçun hukuki niteliğinin belirlenmesinde temel ölçütlerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır.

“Sanıkların savunmaları, tanık anlatımları, katılan kuruma ait teftiş raporu, bilirkişi incelemesi, SGK kayıtları ve dosyada bulunan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; sanıkların fiilen herhangi bir ticari faaliyeti bulunmayan ve paravan olarak faaliyet gösteren işyerlerinde çalışmadıkları hâlde çalışıyormuş gibi gösterildikleri, bu amaçla sahte işe giriş bildirgeleri düzenledikleri ve bu bildirgeler kapsamında kişileri sigortalı olarak Kuruma bildirdikleri anlaşılmaktadır. Bu şekilde sigortalı gösterilen kişiler adına sağlık hizmetlerinden yararlanılması suretiyle Sosyal Güvenlik Kurumunun zarara uğratıldığı tespit edilmiştir.

Bu itibarla, sanıkların eylemlerinin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 158/1-e maddesi kapsamında kamu kurumunun zararına nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğu gözetilmeden, mahkûmiyetleri yerine yazılı şekilde beraat hükümleri kurulması hukuka aykırı bulunmuş ve bozmayı gerektirmiştir.”( Yargıtay 15. Ceza Dairesi-01.06.2020 tarihli, 2020/1270 Esas, 2020/4037 Karar sayılı karar)

“Sanıkların savunmaları, katılan kuruma ait teftiş raporu, bilirkişi incelemesi, SGK kayıtları ve dosyada yer alan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; sanıkların fiilen herhangi bir ticari faaliyeti bulunmayan ve paravan nitelikte faaliyet gösteren bir işyerinde çalışmadıkları hâlde çalışıyormuş gibi gösterildikleri, bu amaçla sahte işe giriş bildirgeleri düzenledikleri, bu şekilde sigortalı gösterilmek üzere kişileri temin ederek söz konusu belgeleri Kuruma sundukları ve bu suretle Kurumun zarara uğratıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, sanıkların eylemlerinin Türk Ceza Kanunu’nun 158/1-e maddesi kapsamında kamu kurumunun zararına nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğu gözetilmeden, mahkûmiyetleri yerine beraatlerine karar verilmesi kanuna aykırı bulunmuştur.”(Yargıtay 15. Ceza Dairesi, 13.01.2021 tarihli, 2019/12152 Esas, 2021/232 Karar).

Yargıtay’ın son kararları ve süreklilik kazanan uygulamasına göre, bildirime konu işyerinin gerçekte var olan bir işyeri olması, sanıkların Kurumun denetim yetkisini ortadan kaldırmaya yönelik hileli bir davranışta bulunmamaları ve Sosyal Güvenlik Kurumunun kendisine bildirilen işyerlerini ve işe giriş bildirgelerini her zaman denetleme imkânına sahip olması hâllerinde, kurum zararından söz edilmesi mümkün değildir. Bu kapsamda, sigorta primlerinin Kuruma ödenmiş olması durumunda 5510 sayılı Kanun’un 89. maddesi uyarınca primlerin gelir kaydedileceği, aynı Kanun’un 96. maddesi gereğince de yapılan sağlık harcamalarının geri alınacağı düzenlenmiştir. Primlerin hiç yatırılmamış olması hâlinde dahi Kurumun alacaklarını her zaman tahsil edebilme yetkisinin bulunması nedeniyle, somut bir zarar oluştuğu kabul edilmemektedir.

Bu nedenlerle, anılan koşulların gerçekleştiği durumlarda kamu kurumunun zararına nitelikli dolandırıcılık suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı, dolayısıyla sanıklar hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği yönünde değerlendirme yapılmaktadır. Buna bağlı olarak, gerçek bir işyerinin varlığı hâlinde, ilgili kişinin fiilen çalışmamış olsa dahi sigortalı olarak bildirilmiş olması tek başına dolandırıcılık suçunun oluşumu için yeterli görülmemektedir.

Reform Avukatlık Bürosu

Ankara Avukat - Avukat Nalan KURU ve Av. Gökhan Yılmaz tarafından kurulmuş olup, Çankaya/Ankara’da bulunan avukatlık ofisinde faaliyet göstermektedir. Reform Ankara Hukuk Bürosu özellikle kamu hukuku ve özel hukuk alanında tecrübeli kadrosuyla hukuki ihtilafların çözümü noktasında hizmet vermektedir. Mesleğimizi yapmaktayken ön yargısız bir şekilde, dürüst , şeffaf , hızlı , iletişim halinde ve sonuç odaklı hareket etmekteyiz. Reform Hukuk ve Danışmanlık Bürosu Ankara , uzun yıllara dayanan tecrübesi ile gerek ulusal gerekse uluslararası alanda faaliyet gösteren müvekkillerine hukukun birçok farklı alanında danışmanlık ve dava takibi hizmetleri veren bir hukuk bürosudur. Büromuz farklı uzmanlık alanlarında başarı göstermiş avukatlardan oluşmaktadır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu