Uyuşturucu Kullanma Suçunda Avukatsız Alınan İfade

Bu makalemizde uyuşturucu kullanma suçunda avukatsız alınan ifade ve savunma dilekçesi örneğine yer verilmiştir.
Uyuşturucu kullanma suçu kapsamında yürütülen soruşturmalarda, şüphelinin kollukta verdiği ifade çoğu zaman dosyanın temelini oluşturmaktadır. Ancak bu ifadelerin avukat yardımı olmaksızın alınması hâlinde, beyanların hukuki değeri ve ispat gücü ciddi şekilde tartışmalı hâle gelir. Özellikle TCK 191 kapsamındaki dosyalarda, şüphelinin hukuki sonuçları öngöremeden verdiği beyanların, maddi gerçeği yansıttığının kabulü mümkün değildir.
Ceza muhakemesinde savunma hakkı, yalnızca şekli bir hak olmayıp, fiilen ve etkin biçimde kullanılmalıdır. Bu bağlamda TCK 191 avukatsız ifade, kişinin susma hakkı, aleyhine beyanda bulunmama hakkı ve beyanlarının sonuçlarını değerlendirme imkânından yoksun kaldığı bir ortamda alınmış olabilir. Böyle bir durumda, kollukta alınan ifadenin özgür iradeye dayandığından söz edilemez.
Uyuşturucu kullanma suçunda, kollukta alınan avukatsız ifadelerin çoğu zaman yönlendirici sorularla veya standart tutanak kalıplarıyla şekillendiği görülmektedir. Bu tür beyanlar, teknik ve tıbbi delillerle desteklenmediği sürece, tek başına suçun sübutu için yeterli değildir. Nitekim Yargıtay uygulamasında da, avukat olmaksızın alınan ve sonradan doğrulanmayan ifadelerin hükme esas alınamayacağı kabul edilmektedir.
Bu nedenle, uyuşturucu suçunda ifade değiştirme ve önceki beyanların açıkça reddedilmesi, TCK 191 soruşturmalarında savunmanın en önemli araçlarından biridir. Kollukta avukatsız şekilde alınan ifadelerin, daha sonra savcılık veya hâkimlik huzurunda yeniden değerlendirilmesi ve iradeyi yansıtmadığı belirtilerek düzeltilmesi mümkündür.
Uyuşturucu Kullanma Suçunda Soruşturma Aşamasında İfade Değiştirme
Uyuşturucu kullanma suçuna ilişkin soruşturmalarda, şüphelinin kollukta verdiği ilk beyan kesin ve değiştirilemez nitelikte değildir. Ceza muhakemesinde, şüpheli soruşturmanın her aşamasında yeniden ifade verebilir; önceki beyanlarını kısmen veya tamamen reddedebilir. Bu durum, özellikle avukat yardımı olmaksızın alınan ifadeler bakımından ayrı bir önem taşır.
TCK 191 kapsamında yürütülen dosyalarda, kollukta alınan ifadelerin çoğu zaman aceleyle, standart kalıplarla veya yönlendirme içeren sorularla şekillendiği görülmektedir. Bu nedenle, uyuşturucu suçunda ifade değiştirme, savunma hakkının doğal ve meşru bir uzantısıdır. Şüphelinin, daha sonra savcılık huzurunda veya yazılı dilekçe ile önceki beyanlarının iradesini yansıtmadığını açıkça belirtmesi hukuken mümkündür.
Soruşturma aşamasında ifade değiştirilirken, salt “yanlış ifade verdim” şeklindeki soyut açıklamalar yerine; ifadenin hangi koşullarda alındığı, avukat bulunup bulunmadığı, hakların usulüne uygun anlatılıp anlatılmadığı gibi hususların ortaya konulması gerekir. Bu şekilde yapılan bir açıklama, beyanın hukuki değerini zayıflatır ve dosyada yeniden değerlendirme yapılmasını zorunlu kılar.
Bu bağlamda, uyuşturucu kullanma suçlarında savunmanın temelini oluşturan uyuşturucu kullanma suçu savunması, yalnızca fiilin inkârına değil; önceki beyanların hukuka uygunluğunun tartışılmasına ve soruşturma makamının delilleri yeniden ele almasına yönelmelidir. Avukatsız alınan ifadenin açıkça reddedilmesi, soruşturmanın seyrini doğrudan etkileyebilecek nitelikte bir savunma hamlesidir.
Uyuşturucu Kullanma Suçunda Avukatsız İfadenin Reddedilmesi ve Savunmanın Yeniden Kurulması
Uyuşturucu kullanma suçuna ilişkin soruşturmalarda, kollukta avukat yardımı olmaksızın alınan ifadelerin açık ve net şekilde reddedilmesi, savunmanın yeniden ve sağlıklı biçimde kurulabilmesi açısından belirleyici öneme sahiptir. Şüpheli, soruşturma aşamasında verdiği önceki beyanların iradesini yansıtmadığını belirtmek suretiyle, dosyada yeni bir değerlendirme yapılmasını talep edebilir.
Bu noktada, kollukta alınan ifadenin reddi yalnızca şekli bir beyan değildir. Savunma; ifadenin hangi koşullarda alındığını, avukat bulunup bulunmadığını, hakların usulüne uygun şekilde anlatılıp anlatılmadığını ve beyanın yönlendirme veya baskı altında verilip verilmediğini ortaya koymalıdır. Özellikle TCK 191 avukatsız ifade durumlarında, kişinin hukuki sonuçları öngöremeden beyanda bulunması sık rastlanan bir durumdur ve bu husus savunmanın merkezinde yer almalıdır.
Avukatsız alınan ifadenin reddiyle birlikte savunma yeniden kurulurken, dosyada yer alan diğer deliller de bütüncül şekilde ele alınmalıdır. Örneğin, araçta yapılan aramanın usulüne uygun olup olmadığı, maddenin aidiyetinin kesin biçimde ispatlanıp ispatlanamadığı ve kullanım iddiasını destekleyen teknik verilerin bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir. Bu çerçevede, TCK 191 hukuka aykırı arama iddiası, ifadenin neden reddedildiğini ve isnadın neden zayıf olduğunu açıklayan tamamlayıcı bir unsur olarak savunmaya entegre edilir.
Benzer şekilde, olaydan hemen sonra alınan biyolojik örneklerin kullanım iddiasını doğrulamaması hâlinde, bu durum savunmanın yeniden inşasında önemli bir dayanak oluşturur. Uyuşturucu suçunda negatif idrar tahlili, kişinin maddeyi kullanmadığı yönündeki beyanını objektif olarak destekleyen bir veri olup, avukatsız şekilde alınan ifadenin neden gerçeği yansıtmadığını ortaya koyar.

Uyuşturucu Kullanma Suçunda Avukatsız İfade Reddine İlişkin Dilekçe Örneği
Uyuşturucu kullanma suçunda yürütülen soruşturmalarda, kollukta avukat yardımı olmaksızın alınan ifadelerin hukuki geçerliliği tartışmalı olduğundan, şüphelinin bu ifadeleri açık, net ve gerekçeli biçimde reddetmesi mümkündür. Uygulamada sıkça sorulan “uyuşturucu kullanma suçunda avukatsız alınan ifade değiştirilebilir mi” sorusunun cevabı, bu tür dilekçeler aracılığıyla fiilen hayata geçirilmektedir.
Aşağıda yer verilen dilekçe örneği; kollukta alınan avukatsız ifadenin reddedilmesi, savunmanın yeniden kurulması ve soruşturma makamından kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi talebini içeren, uygulamaya uygun bir örnek niteliğindedir. Dilekçe; ifadenin alınış koşulları, delillerin hukuka uygunluğu ve isnadın yeterli şüphe oluşturup oluşturmadığı hususlarını birlikte ele alacak şekilde düzenlenmelidir.
Not: Her somut olayın kendine özgü koşulları bulunduğundan, aşağıdaki metin örnek niteliğindedir; dosya kapsamına göre uyarlanmalıdır.
………………………CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA
Soruşturma No : 2026/
ŞÜPHELİ : X. Y.
SUÇ : TCK 191/1
KONU : Önceki beyanlarımın irademi yansıtmaması nedeniyle açıkça reddi, olayın gerçek şekline uygun yeni savunmamın sunulması, hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerin değerlendirme dışı bırakılması ve kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi talebidir.
AÇIKLAMALAR
Ben olay günü dolaşmak için …….. mahallesi üzerindeki ağaçlık yerlere gidecektim. Kar yağdığını duymuştum. Bu amaçla yola çıktım. Seyahat esnasında yolda iki genç otostop çekiyordu. Yanlarında durduğumda öğrenci olduklarını ve az ileride ineceklerini götürüp götüremeyeceğimi sordular. Ben de yardım için aracıma aldım. Ben sigara içiyordum. Onlar da yaktılar. İçtikleri şeyin normal sigara olduğunu düşünmüştüm.
Ardından bu şahısları kısa süre sonra gidecekleri yere bıraktım ve yine kısa bir süre sonra da dinlenip vakit geçirmek için aracımı manzaralı bir yere çektim. Bu esnada polisler geldi. Polis ekipleri geldiğinde ben şoför koltuğundaydım. Yolcu koltuğunda değildim. Yine herhangi bir duman ve koku da yoktu. Polis ekipleri araç içinde ayrıntılı arama yaptılar ve sağ ön koltuğun altında sarılı bir sigara buldular. Bu sigara görünür vaziyette değildi. Aracın içerisinde ayrıntılı arama yaparak buldular.
Bu madde bana ait değildir. Bu maddeyi asla ben almadım ve kullanmadım. Ben asla uyuşturucu kullanmam. Suçlamaları reddediyorum. Bu beyanımı ispatlayan …/…/2026 tarihli Tıbbi Biyokimya Sonuç Raporu ekte sunulmuştur. Raporda görüleceği üzere tüm panel testleri NEGATİF çıkmıştır.
Bu maddeyi aracıma aldığım bu şahısların içtiğini düşünüyorum. Zira söz konusu madde aracın arkasında yakalanmıştır. Asla elimde değildir. Söz konusu madde sağ ön koltuğun altındaydı. Hatta görünmez haldeydi. Polis ekipleri buradan çıkardılar. Ben bu şahısların içtikleri şeyin normal sigara olduğunu düşünmüştüm. Uyuşturucu olduğunu bilmiyordum. Bilsem asla izin vermezdim. Aracıma almazdım. Sonradan öğrensem de hemen aracımdan indirirdim.
Ben olayı polis ekiplerine bu şekilde anlattığımda diğer kişileri tanıyıp tanımadığımı, bu kişilere ulaşıp ulaşamayacağımı sordular. Ben de olumsuz yanıt verince sen onları ispatlayamazsın samimi ikrar yap dediler. Ben de kesinlikle bu suçu kabul etmeyeceğimi, herhangi bir madde kullanmadığımı söyledim.
Karakolda verdiğim ifade ve tutanak içerikleri maddi gerçeği yansıtmamaktadır, esasen ifade verirken yanımda herhangi bir müdafi (avukat) bulunmamaktaydı okutulmadan, içeriği hakkında bilgi verilmeden ve aceleyle imzalatılmıştır. Bu sebeple, tutanakta yer alan beyanlar irademi ve olayın gerçekliğini yansıtmamaktadır. Polis ekipleri ile yaptığım sohbette genelde bu şekilde ifade verilmesinin daha uygun olacağını söylediler. Aslında olay yukarıda anlattığım şekilde olmuştur.
İfadelerimin ispatı amacı ile kamera kayıtlarının celbini talep ediyorum.
İDRAR TAHLİLİ SONUÇLARI BEYANIMI KESİN VE OBJEKTİF OLARAK DOĞRULAMAKTADIR
Olay tarihinden hemen sonra, Cumhuriyet Başsavcılığı talimatı doğrultusunda tarafımdan idrar örneği alınmış ve bu örnek, yetkili sağlık kuruluşu tarafından analiz edilmiştir. …/…/2026 tarihli Tıbbi Biyokimya Sonuç Raporu dosyaya sunulmuştur. Anılan raporda; kannabinoid, opiyat, amfetamin, kokain metabolitleri ve diğer uyuşturucu/uyarıcı maddelere ilişkin tüm panel testlerinin tamamının NEGATİF çıktığı açıkça görülmektedir.
Uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin kullanımı halinde, özellikle kannabinoid türü maddelerin, bilimsel ve tıbbi olarak bilinen tespit edilebilirlik süreleri göz önüne alındığında, idrar örneklerinde iz bırakması kaçınılmazdır. Olayın hemen ardından alınan idrar numunesinde herhangi bir pozitif bulguya rastlanmamış olması, tarafımın söz konusu maddeyi kullanmadığını objektif, bilimsel ve tartışmasız biçimde ortaya koymaktadır.
Ceza yargılamasında, özellikle TCK 191 kapsamında, kişiye “kullanıcı” sıfatının atfedilebilmesi için yalnızca maddi bir buluntu yeterli olmayıp, kullanıma dair somut, kesin ve şüpheden uzak delillerin varlığı zorunludur. Somut olayda ise; idrar tahlili sonucu gibi en güçlü objektif delil, kullanım iddiasını tamamen çürütmektedir. Bu durum karşısında, yalnızca çelişkili kolluk tutanaklarına dayanılarak hakkımda suç isnadında bulunulması, ceza hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
Ayrıca, idrar tahlili sonuçlarının negatif çıkması, olayda tarafıma isnat edilen maddenin bilgim ve iradem dışında araçta bulunmuş olabileceği yönündeki savunmamı da güçlü şekilde desteklemektedir. Bu bilimsel veri, hem kullanma hem de bilinçli bulundurma iddialarını bertaraf etmekte; isnadın soyut ve varsayıma dayalı kaldığını açıkça göstermektedir.
Bu nedenle, idrar tahlili sonucu yalnızca savunmamı destekleyen bir unsur değil; aksine, dosyanın seyrini belirleyen, suçun maddi unsurunu ortadan kaldıran temel ve belirleyici bir delil niteliğindedir.
Hakkımda ileri sürülen “uyuşturucu madde kullandığım” veya “kullanmak amacıyla bulundurduğum” iddiası, yalnızca soyut kanaat ve tutanak ifadelerine dayandırılamaz; iddianın objektif, denetlenebilir ve bilimsel delillerle desteklenmesi gerekir. Bu kapsamda, olaydan hemen sonra alınan biyolojik örnekler üzerinden düzenlenen Tıbbi Biyokimya Sonuç Raporumda, başta kannabinoid olmak üzere tarama panelindeki parametrelerin NEGATİF çıktığı açıkça görülmektedir. Bu sonuç, uyuşturucu madde kullandığıma ilişkin bir tespitin bulunmadığını ortaya koyduğu gibi, isnadın maddi temelini de zayıflatmaktadır.
Nitekim Yargıtay uygulamasında da, kan/idrar gibi biyolojik örnek sonuçlarının dosya bakımından belirleyici nitelikte olduğu; kan ve idrar raporlarının negatif olması ve başka kesin delillerle desteklenmemesi halinde mahkûmiyetin sürdürülemeyeceği vurgulanmaktadır. Örneğin Yargıtay 10. Ceza Dairesi kararında, kan ve idrar raporlarında esrar kullanımının negatif çıktığı ve dosyada bunu aşan kesin, yeterli delil bulunmadığı hallerde şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği değerlendirme yapılması gerektiği belirtilmiştir.
UYUŞTURUCU MADDE KULLANMADIĞIMA, İSNADIN SOYUT İFADEYE DAYANDIĞINA SUÇ UNSURLARININ KOŞULLARININ OLUŞMADIĞINA İLİŞKİN AÇIKLAMALARIM
Uyuşturucu madde kullanma suçunda ispat, ceza yargılamasının temel ilkeleri gereği her türlü şüpheden uzak, somut ve objektif delillere dayanmak zorundadır. Bu suç tipinde, yalnızca sanığın soyut beyanı veya ikrarı(kabul etmemekle birlikte), başlı başına mahkûmiyet için yeterli kabul edilemez. Zira ikrarın doğruluğunun ve isnat edilen fiilin niteliğinin denetlenebilmesi için, ele geçen madde, biyolojik örnekler veya tıbbi verilerle desteklenmesi zorunludur. Aksi hâlde, hangi maddenin, ne şekilde ve ne zaman kullanıldığının tespiti mümkün olmayacağından, suçun maddi unsurunun ispatlandığından söz edilemez.
Ayrıca, TCK’nın 191. maddesi kapsamında sorumluluk için, uyuşturucu maddenin bilinçli şekilde kullanılması veya kullanım amacıyla bulundurulması gerekir. Somut olayda, maddenin fiilî hâkimiyetimde bulunduğuna, bilerek muhafaza edildiğine ya da kullanım kastıyla hareket ettiğime ilişkin herhangi bir somut ve objektif veri dosya kapsamında mevcut değildir.
Nitekim Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin yerleşik kararlarında da; sanığın uyuşturucu madde kullandığını kabul etmesine rağmen, kendisine ait uyuşturucu maddenin ele geçirilememesi, kullanımın tıbben saptanamamış olması ve soyut ikrar dışında başkaca kesin ve yeterli delil bulunmaması hâllerinde, mahkûmiyet hükmü kurulmasının hukuka aykırı olduğu açıkça ifade edilmiştir. Bu tür dosyalarda beraat kararı verilmesi gerekirken mahkûmiyet kurulması, Yargıtay tarafından bozma nedeni sayılmaktadır. Dolayısıyla, somut olayda olduğu gibi tıbbi verilerle desteklenmeyen ve yalnızca beyana veya çelişkili tutanaklara dayanan isnatlar, ceza sorumluluğu doğuracak nitelikte kabul edilemez.
“…Sanık uyuşturucu madde kullandığını söylemiş ise de, sanığa ait uyuşturucu maddenin ele geçirilememesi, uyuşturucu madde kullandığının tıbben saptanamamış olması ve soyut ikrarı dışında, yüklenen suçu işlediğini somut bir olgu olarak ortaya koyan, her türlü şüpheden uzak, yasal ve yeterli herhangi bir kanıtın da bulunmadığının anlaşılması karşısında; beraatine karar verilmesi gerekirken, mahkûmiyetine hükmedilmesi, bozma nedenidir.”(Y10CD-2020/1319).
“…Sanık uyuşturucu madde kullandığını söylemiş ise de, sanığa ait uyuşturucu maddenin ele geçirilememesi nedeniyle kullandığını söylediği maddelerin niteliklerinin belirlenmesinin mümkün olmaması, uyuşturucu madde kullandığının tıbben saptanamamış olması ve soyut ikrarı dışında dava tarihi öncesi yüklenen suçu işlediğinin somut bir olgu olarak ortaya koyan her türlü şüpheden uzak yasal ve yeterli herhangi bir kanıtında bulunmadığının anlaşılması karşısında, beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkumiyetine hükmedilmesi, bozma nedenidir” (Y10CD-K.2019/1620).
KARAKOLDA VERDİĞİM İFADE GERÇEĞİ YANSITMAMAKTADIR KARARA ESAS ALINMASI HUKUKEN MÜMKÜN DEĞİLDİR.
Karakolda alınan ilk ifadem maddi gerçeği yansıtmamaktadır.
Bu ifade sırasında:
- Yanımda herhangi bir müdafi (avukat) bulunmamıştır,
- İfade bana okunmadan,
- İçeriği hakkında yeterli bilgilendirme yapılmadan,
- Aceleyle ve yönlendirme altında imzalatılmıştır.
Özellikle tutanakta yer alan “maddenin …. TL karşılığında satın alındığı” yönündeki beyan kesinlikle doğru değildir. Böyle bir satın alma hiç olmamıştır. Bu kısım, kolluk yönlendirmesiyle yazılmış, irademi yansıtmayan bir ifadedir.
Kolluk görevlilerince;“Bu kişileri ispatlayamazsın, samimi ikrar yap” şeklinde yönlendirmeye maruz kaldım. Buna rağmen suçu kabul etmedim. Ancak ifade bu baskı ortamında şekillenmiştir.
Bu koşullar altında alınan beyanlar, 5271 sayılı CMK’nın 148. maddesi kapsamında yasak sorgu yöntemleri sonucu elde edilmiş olup, hukuken geçerli ve delil niteliği taşıyan beyanlar değildir. CMK’nın 148/4. maddesinin, “müdafii hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hakim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz” hükmü gereği kollukta alınan ifademi doğrulamıyorum. İş bu dilekçemde verdiğim ifadenin karara esas alınmasını talep ederim.
Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifadenin hükme esas alınamayacağı, Yargıtay 13. Ceza Dairesi’nin E.2014/24767, K.2015/11737 sayılı kararında açıkça kabul edilmiştir. Bu kararda, CMK’nın 148/4. maddesi uyarınca, müdafi olmaksızın alınan kolluk beyanlarının, şüpheli veya sanık tarafından hâkim/mahkeme huzurunda doğrulanmadıkça hükme esas alınamayacağı vurgulanmıştır. (Yargıtay 13. Ceza Dairesi, E.2014/24767, K.2015/11737)
Bu nedenle ilk ifade hukuken geçerli, sağlıklı ve özgür iradeye dayalı değildir. Esas alınması gereken beyanım işbu dilekçede sunduğum savunmadır.
| “…CMK’nın 148/4. maddesinin, “müdafii hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hakim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz” hükmünü içerdiği, olayımızda da sanıklardan U.’un müdafiisiz kolluk savunmasında toplam 10 ayrı olayı anlatırken 6. sırada da bu olaya değinerek suçu, diğer sanık B. ile birlikte işlediklerini belirtmekle beraber, sonraki aşamalarda ve diğer sanıkların tüm aşamalarda suçlamayı red ve inkar ettikleri, yine sanık U.’un hakim veya mahkeme huzurunda da müdafiisiz kolluk beyanını doğrulamadığı anlaşılmakla; Mahkemece sanık U.’un müdafiisiz kolluk savunmasına itibar edilmemesinde bir isabetsizlik görülmemiş olup,…(Yargıtay 13. Ceza Dairesi, E.2014/24767, K.2015/11737)
|
KABUL ANLAMINA GELMEMEK KAYDIYLA, ÖNCEKİ BEYANIM ESAS ALINSA DAHİ SUÇUN YASAL VE MADDİ UNSURLARI OLUŞMAMIŞTIR
Kabul anlamına gelmemekle birlikte, bir an için karakolda alınan ve irademi yansıtmayan önceki beyanımın esas alındığı varsayılsa dahi, bu beyan tek başına suçun sübutu için yeterli değildir. Zira uyuşturucu madde kullanma suçunda mahkûmiyet için, yalnızca soyut bir ikrarın varlığı yeterli olmayıp; bu ikrarın somut, objektif ve teknik delillerle desteklenmesi zorunludur. Sanığın üzerinde veya hakimiyet alanında herhangi bir uyuşturucu ya da uyarıcı maddenin ele geçirilememesi, kullanıldığı iddia edilen maddenin nitelik ve türünün belirlenememesi, ayrıca suç tarihi ve öncesinde kan, idrar veya benzeri tıbbi yöntemlerle kullanımın saptanamamış olması karşısında, isnat edilen fiilin maddi unsurunun oluştuğundan söz edilemez.
Bu durumda, varsayımsal olarak önceki beyanım dikkate alınsa dahi; dosyada, atılı suçu işlediğime dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve yeterli başkaca bir delil bulunmamaktadır. Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 2020/6028 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere; uyuşturucu madde ele geçirilemeyen, kullanımı teknik ve tıbbi yöntemlerle doğrulanamayan ve yalnızca ikrara dayanan dosyalarda mahkûmiyet kararı verilmesi hukuka aykırıdır. Bu tür eksiklikler, delillerin takdirinde hatadan öte, mutlak hukuka aykırılık niteliği taşımaktadır. Dolayısıyla, somut olayda da, soyut beyana dayanılarak ceza sorumluluğu yüklenmesi mümkün değildir.
| “…Olay tutanağı ve dosya kapsamına göre üzerinde herhangi bir uyuşturucu ya da uyarıcı madde ele geçirilemeyen, suç tarihi ve öncesinde uyuşturucu madde kullandığı teknik yöntemlerle saptanmayan sanığın kendi ikrarıyla kullandığını beyan ettiği maddelerin ele geçmemesi nedeniyle, niteliklerinin belirlenmesi mümkün olmadığından; suçun maddi delilinin elde edilememiş olması karşısında, atılı suçu işlediğine ilişkin her türlü şüpheden uzak, yeterli ve kesin delil bulunmayan sanığın beraati yerine tebligatın usulüne uygun olmadığı gerekçesiyle
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/1. maddesinde hüküm çeşitleri arasında da sayılmayan “hüküm kurulmasına yer olmadığına” karar verilmesi kanuna aykırı olup, bu husus Mahkemenin takdiri ve delillerin değerlendirilmesinde hataya düşülmesi durumunu aşan mutlak hukuka aykırılık niteliğinde olduğundan, kanun yararına bozma talebi değişik gerekçe ile yerinde görülmüştür (Yargıtay 10. Ceza Dairesi – Karar: 2020/6028).” |
BULUNAN MADDENİN AYRINTILI ARAÇ ARAMASI SONUCU ELDE EDİLDİĞİ, TARAFIMA AİDİYETİNİN İSPATLANAMADIĞI VE SOYUT BEYANLARLA SUÇ İSNAT EDİLEMEYECEĞİNE İLİŞKİN SAVUNMALARIM
Olay tutanağı ve dosya kapsamından açıkça anlaşılacağı üzere, isnada konu madde üzerimde, cebimde veya doğrudan fiilî hâkimiyetimde ele geçirilmemiş, aksine araç içinde yapılan ayrıntılı arama sonucunda, görünür olmayan bir noktada bulunmuştur. Bu hâliyle, bulunan maddenin bizzat bana ait olduğunun veya bilgim ve iradem dahilinde bulundurulduğunun kabulü, ceza hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Ceza yargılamasında, bir maddenin araçta bulunmuş olması tek başına, o aracın sürücüsüne veya sahibine aidiyet ve kast atfı için yeterli değildir.
Somut olayda gerçekleştirilen işlem, suç delili elde etmeye yönelik olması nedeniyle önleme araması değil, CMK hükümlerine tabi adli arama niteliğindedir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 116 ve devamı maddeleri uyarınca arama, ancak hukuka uygun şekilde ve kanunda öngörülen şartlar gerçekleştiğinde yapılabilir. CMK m.116’da arama için “makul şüphe” şartı açıkça düzenlenmiş; CMK m.117 ve m.119’da ise aramanın usulü, kimlerin huzurunda yapılacağı, tutanak altına alınması ve işlemlerin denetlenebilirliği zorunlu kılınmıştır. Bu düzenlemeler, aramanın keyfîliğini önlemek ve sonradan denetlenebilirliğini sağlamak amacı taşımaktadır.
Somut olayda, araç aramasının hangi somut şüpheye dayanılarak yapıldığı, arama kararı veya yazılı emir bulunup bulunmadığı, aramanın nasıl ve hangi koşullarda gerçekleştirildiği hususları dosya kapsamından açık ve net şekilde anlaşılamamaktadır. Oysa ki, CMK m.206/2-a ve m.217 gereğince, hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerin hükme esas alınması mümkün değildir. Aidiyeti ispatlanamayan ve arama süreci denetlenemeyen bir buluntu üzerinden tarafıma suç isnat edilmesi, masumiyet karinesi ile de bağdaşmamaktadır. Nitekim Yargıtay uygulamasında da, yazılı arama kararı veya usulüne uygun emir bulunmaksızın yapılan aramalar sonucunda elde edilen bulguların yasak delil niteliğinde olduğu ve hükme esas alınamayacağı kabul edilmektedir. Aşağıda yer verilen emsal karar da bu hususu açıkça ortaya koymaktadır:
| “…Sanığın iş yerinde kaçak sigara sattığına ilişkin gelen ihbar üzerine mahkemece verilmiş usulüne uygun bir arama kararı olmadığı gibi, gecikmesinde sakınca olduğu gerekçesiyle Cumhuriyet savcısı tarafından da verilmiş bir yazılı arama izni ya da Cumhuriyet savcısına ulaşılamaması nedeniyle kolluk amirince verilmiş yazılı arama emri bulunmadığı, iş yerindeki suç delillerinin tespiti ve teslimine ilişkin rızanın hukuken geçerli olmadığının kabulünün gerektiği, bu nedenle usulüne uygun yazılı arama emri veya adli arama kararı bulunmaksızın iş yerinde yapılan arama sonucunda ele geçirilen kaçak sigaraların yasak delil niteliğinde olduğu ve CMK’nın 217. maddesine aykırı olan bu delilin de hükme esas alınamayacağı kabul edilmelidir.” (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2023/373, K. 2024/155, T. 03.04.2024) |
Bu nedenle, maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi ve arama işleminin hukuka uygunluğunun denetlenebilmesi için; aramayı gerçekleştiren kolluk personeline ait yaka kamera kayıtlarının, varsa araç içi kamera görüntülerinin ve aramaya ilişkin tüm dijital kayıtların celbi zorunludur. Bu kayıtlar incelendiğinde, maddenin benim fiilî hâkimiyetimde bulunmadığı, ayrıntılı arama ile ve görünür olmayan bir noktadan elde edildiği ve tutanaklardaki bazı ifadelerin olayla örtüşmediği açıkça ortaya çıkacaktır.
Son tahlilde aidiyeti kesin ve şüpheden uzak biçimde ispatlanamayan, hukuka uygunluğu denetlenemeyen bir arama işlemi sonucunda elde edildiği iddia edilen maddeye dayanılarak, yalnızca soyut beyan ve varsayımlarla tarafıma suç isnat edilmesi hukuken mümkün değildir. Bu nedenle, arama kayıtlarının celbi maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından zaruri ve kaçınılmazdır.
ŞÜPHEDEN SANIK YARARLANIR İLKESİ GEREĞİ, SORUŞTURMA DOSYASI KAPSAMINDA ATILI SUÇA İLİŞKİN YETERLİ ŞÜPHENİN OLUŞMAMIŞ OLMASI
Ceza muhakemesinde soruşturma aşamasının amacı, isnat edilen fiilin işlendiğine dair kamu davası açılmasını gerektirecek yeterli şüphenin bulunup bulunmadığının tespit edilmesidir. Bu aşamada, elde edilen verilerin bir bütün hâlinde değerlendirilmesi; olayın oluş şekli, maddi bulgular, tıbbi veriler ve kolluk işlemlerinin kendi içinde tutarlı ve birbirini destekler nitelikte olup olmadığının incelenmesi gerekir. Giderilemeyen ve açıklığa kavuşturulamayan şüphelerin varlığı hâlinde, soruşturmanın kamu davası aşamasına taşınması mümkün değildir.
Somut olayda, isnada konu madde şahsım üzerinde veya doğrudan fiilî hâkimiyetimde ele geçirilmemiş, araç içerisinde yapılan ayrıntılı arama sonucunda, görünür olmayan bir noktada bulunmuştur. Bu durum, soruşturmanın en başından itibaren maddenin aidiyeti ve bilinçli bulundurulması yönünden ciddi bir tereddüt doğurmaktadır. Dosya kapsamında, bulunan maddenin bana ait olduğuna, bilgim ve iradem dahilinde bulundurulduğuna ya da kullanım amacıyla hareket edildiğine ilişkin somut, kesin ve objektif bir veri mevcut değildir.
Buna ek olarak, olaydan hemen sonra alınan idrar tahlili sonuçlarının tamamen negatif çıkması, uyuşturucu madde kullandığıma ilişkin iddiayı bilimsel ve teknik olarak destekleyecek herhangi bir bulgunun bulunmadığını ortaya koymaktadır. Tıbbi verilerle doğrulanmayan bir kullanım iddiasının, soruşturma aşamasında tek başına yeterli şüphe oluşturması mümkün değildir. Aksine, bu sonuçlar, isnadın soyut ve varsayıma dayalı kaldığını göstermektedir.
Dosyada yer alan kolluk tutanakları incelendiğinde ise, maddenin ele geçirilme şekli ve yeri konusunda dahi netlik ve tutarlılık sağlanamadığı görülmektedir. Maddenin şahsın elinde mi yoksa araç içerisinde ayrıntılı arama ile mi bulunduğu hususu açık şekilde ortaya konulamamıştır. Delilin elde ediliş sürecine ilişkin bu belirsizlik, soruşturma makamınca giderilmediği sürece, isnadın sağlıklı bir temele oturtulması mümkün değildir.
Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; olayın oluş şekli, maddi bulgular, tıbbi veriler ve tutanak içerikleri arasında atılı suçun işlendiğine dair yeterli şüphe oluşturacak düzeyde bir bütünlük ve kesinlik bulunmadığı açıktır. Bu nedenle, soruşturma dosyası kapsamında giderilemeyen bu şüphelerin, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince sanık lehine değerlendirilmesi ve kamu davası açılmaması gerekmektedir.
Bu itibarla, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 170/2. maddesi uyarınca, kamu davası açılabilmesi için gerekli olan “yeterli şüphe” koşulu somut olayda oluşmamıştır. Dosya kapsamındaki mevcut deliller, isnat edilen fiilin işlendiğini her türlü şüpheden uzak şekilde ortaya koymadığından, soruşturmanın iddianame düzenlenerek kamu davası aşamasına taşınması hukuken mümkün değildir.
SONUÇ VE TALEP
Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle;
– Hakkımda atılı TCK 191/1 suçuna ilişkin yeterli şüphe oluşmadığından,
– Hukuka aykırı ve aidiyeti ispatlanamayan delillere dayanılarak kamu davası açılamayacağından,
5271 sayılı CMK’nın 172. maddesi uyarınca KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA KARAR verilmesini, aksi değerlendirme halinde aramaya ilişkin tüm kamera kayıtlarının celbini, saygıyla arz ve talep ederim.
ŞÜPHELİ …………..



