Dolaylı Atıf Etik Açıdan Değerlendirilmesi

Dolaylı atıf, akademik çalışmalarda birincil kaynağa doğrudan ulaşılmadan, onunla ilgili bilgilerin ikincil veya üçüncül kaynaklardan aktarılması ve buna rağmen doğrudan ilk kaynağa atıf yapılması şeklinde ortaya çıkan yaygın bir etik sorundur. Bilimsel araştırma etiği çerçevesinde “kaçak atıf”, “toplayıcılık (aggregator)” veya “kuru laboratuvarcılık” gibi kavramlarla da ilişkilendirilen bu uygulama, teknik anlamda intihal kategorisine her zaman girmese de, akademik dürüstlük ilkelerini zedeleyen ciddi bir etik ihlal türü olarak kabul edilmektedir. Çünkü araştırmacı, ulaşmadığı, okumadığı ve doğruluğunu teyit etmediği bir kaynağa sanki doğrudan başvurmuş gibi atıf yaparak bilimsel güvenilirliği zayıflatmakta, akademik bilgi zincirinde yapay bir doğruluk algısı oluşturmaktadır.
Dolaylı atfın özellikle lisansüstü tezlerde, akademik makalelerde ve hatta alan yazın taramalarında sıkça başvurulan bir yöntem haline gelmesi, etik kurulların dikkatini çekmiş ve bu uygulamanın sınırlarının belirlenmesini gerekli kılmıştır. Bu nedenle dolaylı atfın ne zaman etik dışı bir davranış olduğu, hangi durumlarda “intihal” veya “akademik sahtecilik” kategorisine girdiği ve bilimsel yayıncılık standartlarına göre nasıl değerlendirilmesi gerektiği soruları güncelliğini korumaktadır. Bu çalışma, dolaylı atıf uygulamalarını akademik etik ilkeleri ışığında inceleyerek, birincil kaynağa ulaşılmadan yapılan atıfların bilimsel dürüstlük bakımından ortaya çıkardığı sorunları kapsamlı şekilde ele almayı amaçlamaktadır.
1. Dolaylı Atıf İntihal midir?
Dolaylı atıf, doğrudan erişilmeyen bir kaynağa sanki bizzat incelenmiş gibi atıf yapılması nedeniyle, akademik şeffaflık ilkesini zedeleyen önemli bir etik sorundur. Ancak dolaylı atfın her durumda doğrudan “intihal” olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği, hem ulusal etik kurulların hem de uluslararası yayıncılık standartlarının yaklaşımlarına göre değişmektedir. İntihal, temel olarak başkasına ait bir fikri, ifadeyi, veriyi veya çalışmayı kaynak göstermeksizin kullanmak anlamına gelirken, dolaylı atıf çoğu zaman yanlış kaynak gösterimi veya kaynak sahteciliği kapsamında değerlendirilmektedir. Bu yönüyle dolaylı atıf, klasik anlamda intihalden ziyade “bibliyografik yanıltma” veya “etik dışı atıf yöntemi” olarak nitelendirilir.
Bununla birlikte, araştırmacının gerçekte okumadığı bir kaynağa doğrudan atıf yapması, o kaynağın bilimsel katkısını doğrulamadan kullandığını ima eder. Bu durum, hem bilginin denetlenebilirliğini ortadan kaldırmakta hem de çalışmada sunulan literatürün güvenilirliğini zayıflatmaktadır. Dolaylı atfın yaygın ve sistematik biçimde kullanılması, bilimsel üretimin niteliğini düşürmekte, akademik literatürde yapay bir referans yoğunluğu oluşturmaktadır. Bu nedenle, birçok etik kurul ve akademik değerlendirme komisyonu, dolaylı atfı doğrudan intihal olmasa bile etik ihlal niteliğinde bir davranış olarak kabul etmekte; özellikle yüksek lisans, doktora ve akademik yükseltme dosyalarında bu tür atıf biçimlerine dikkat çekmektedir.
Dolaylı atıf, teknik anlamda her zaman intihal sınıfına girmese de, bilimsel dürüstlük ilkesine aykırı, yanıltıcı, şeffaf olmayan ve etik dışı bir uygulamadır. Bu nedenle araştırmacıların kullandıkları kaynakları bizzat incelemeleri, erişemedikleri veya doğrulayamadıkları kaynaklara dolaylı atıf yapmak yerine ikincil kaynaklardan alıntı yaptıklarını açıkça belirtmeleri bilimsel etik açısından zorunluluktur.
2. Kaçak Atıf Etik İhlal Sayılır mı?
Kaçak atıf, akademik literatürde dolaylı atıfın daha sorunlu ve etik açıdan daha ağır bir versiyonu olarak kabul edilmektedir. Bu uygulamada araştırmacı, gerçekte hiç başvurmadığı, ulaşmadığı veya okumadığı birincil kaynağa, sanki o kaynağı doğrudan incelemiş gibi atıf yaparak bilimsel yanıltıcılık yaratır. Kaçak atfın temel problemi, yalnızca kaynak göstermedeki teknik bir hata olmayıp, bilimsel bilginin üretim sürecini manipüle eden bilinçli ve sistematik bir etik ihlal olmasıdır.
YÖK Bilimsel Araştırma ve Yayın Etik Kurulu kararlarında bu tür davranışlar, genellikle “sahtecilik”, “yanlış yönlen dirme”, “bilimsel bilginin çarpıtılması” ve “gerçeğe aykırı beyan” kategorilerinde değerlendirilmiştir. Çünkü araştırmacı, doğrudan ulaşmadığı bir kaynağa kendi çalışmasını dayandırarak hem okuyucuyu hem de hakemleri yanıltmakta; bilimsel tartışmanın doğruluk zeminini sarsmaktadır. Bu yönüyle kaçak atıf, klasik intihal türlerinden biri olmasa bile, en az intihal kadar ağır bir etik ihlal niteliği taşıyabilir.
Kaçak atıfın en büyük tehlikesi, bilimsel bilginin doğrulanabilirliğini ortadan kaldırmasıdır. Birincil kaynağın yanlış anlaşılması, hatalı aktarılması veya ikincil kaynakta çarpıtılması hâlinde, bu hata zincirleme biçimde akademik literatüre yayılır. Bu da hem yöntemsel hem de içerik açısından bilimsel kalitenin düşmesine yol açar. Dolayısıyla araştırmacı, bir kaynağa doğrudan atıf yapıyorsa, o kaynağın doğruluğunu bizzat teyit etme yükümlülüğü altındadır.
Kaçak atıf, etik kurullar tarafından açık biçimde etik ihlal olarak kabul edilir. Her ne kadar doğrudan bir “intihal” türü olarak kodlanmamış olsa da, bilimsel sahtecilik başlığı altına giren, bilginin güvenilirliğini zedeleyen ve akademik dürüstlük ilkesine aykırı düşen bir davranıştır. Bu nedenle, araştırmacının erişmediği kaynaklara doğrudan atıf yapması etik açıdan savunulabilir değildir.
3. Dolaylı Atıfın Akademik Etik Açısından Değerlendirilmesi
Dolaylı atıf, akademik çalışmalarda birincil kaynağa başvurulmadan, onunla ilgili bilgilerin ikincil veya üçüncül kaynaklardan edinilerek doğrudan ilk kaynağa atıf yapılması biçiminde ortaya çıkan bir uygulamadır. Bu yöntem yüzeysel bakıldığında yalnızca bir kaynak gösterme stili gibi görünse de, akademik etik açısından çok daha derin sorunlar barındırmaktadır. Çünkü bilimsel araştırma etiği, kullanılan her kaynağın bizzat görülmesini, doğrulanmasını ve içeriğinin eleştirel süzgeçten geçirilmesini zorunlu kılar. Dolaylı atıfta ise bu temel ilke zedelenmekte, araştırmacı fiilen başvurmadığı bir kaynağın bilgilerini “doğrudan bilgi edinmiş” gibi sunarak akademik doğruluk ilkesine aykırı bir görünüm yaratmaktadır.
Akademik etik kurulları ile uluslararası yayıncılık standartlarına göre, dolaylı atıf, tek başına doğrudan bir “intihal” türü olarak kodlanmasa da, bilimsel şeffaflık, dürüstlük, doğrulanabilirlik ve izlenebilirlik ilkelerine aykırılık taşır. Bu nedenle, etik açıdan sorunlu bir davranış olarak değerlendirilir. Özellikle yüksek lisans ve doktora tezlerinde, nitel ve nicel araştırmalarda ve literatür derlemelerinde dolaylı atıfın yoğun biçimde kullanılması, bilimsel bilgi zincirinin güvenilirliğini zayıflatmakta ve literatürde hatalı bir aktarım döngüsü oluşmasına neden olmaktadır.
Dolaylı atıfın etik ihlal olarak görülmesinin bir diğer nedeni ise kaynak doğrulama yükümlülüğünün ihlalidir. Birincil kaynak, ikincil kaynakta hatalı yorumlanmış olabilir; ifade çarpıtılmış olabilir; tarih, sayı, istatistik ya da kavramsal çerçeve yanlış aktarılmış olabilir. Araştırmacı birincil kaynağı görmeden bu yanlış aktarımı tekrarladığında, hem hatanın devam etmesine aracılık eder hem de kendi çalışmasında bir doğruluk ve güvenilirlik sorunu yaratır.
Son tahlilde dolaylı atıf, doğrudan bir intihal türü olarak değerlendirilmemekle birlikte, “etik dışı atıf yöntemi”, “bibliyografik manipülasyon” ve “yanıltıcı kaynak kullanımı” kategorilerinde yer alan bir etik sorundur. Bu nedenle akademik etik açısından kabul edilebilir değildir; araştırmacıların kullandıkları kaynakları bizzat incelemeleri, incelemedikleri kaynaklara doğrudan atıf yapmak yerine ikincil kaynaklardan yararlandıklarını açıkça belirtmeleri gerekmektedir.
4. İkincil Kaynaktan Yapılan Atıfın Etik Boyutu
İkincil kaynaktan yapılan atıf, araştırmacının birincil kaynağa ulaşamadığı, temin edemediği veya incelemediği durumlarda, o kaynağa ilişkin bilgiyi başka bir çalışmadan öğrenerek kendi eserine taşıması ve bu bilgiyi sunarken birincil kaynağa doğrudan atıf yapması anlamına gelir. Bu yöntem, akademik literatürde tamamen yasaklanmış bir uygulama olmamakla birlikte, etik sınırlar açısından dikkatle değerlendirilmesi gereken bir davranıştır. Çünkü bilimsel araştırma ilkeleri, kullanılan bilgilerin doğruluğunun doğrulanmasını ve kaynağının şeffaf biçimde belirtilmesini zorunlu kılar.
Etik açıdan sorun, araştırmacının ikincil kaynağı kullanmasına rağmen bunu belirtmeden doğrudan birincil kaynağa atıf yapması ile ortaya çıkar. Bu durumda eser, okuyucuya bir yanlış izlenim sunar: Araştırmacı birincil kaynağa erişmiş, içeriğini incelemiş, değerlendirmiş ve doğrudan o kaynaktan alıntı yapmış gibi görünür. Oysa gerçekte yapılan, ikincil kaynağın yorumunu veya aktardığı bilgiyi tekrar etmekten ibarettir. Bu durum, bilimsel şeffaflık ve dürüstlük ilkelerine açıkça aykırıdır.
İkincil kaynaktan yapılan atfın etik açıdan doğru olan kullanım biçimi, kullanılan kaynağın niteliğini açıkça belirtmek ve dolaylı atfı gizlememektir. Örneğin “aktaran”, “alıntılayan”, “X çalışmasında Y’ye atfen ifade edildiği üzere” gibi ifadeler şeffaflığı sağlar ve etik sorun doğurmaz. Sorun ancak bu şeffaflığın sağlanmadığı, ikincil kaynaktaki bilginin birincil kaynağa aitmiş gibi sunulduğu durumlarda ortaya çıkar; bu durumda davranış yanıltma veya etik dışı atıf manipülasyonu olarak değerlendirilebilir.
Ayrıca, ikincil kaynakta yapılan bir hata veya çarpıtma, araştırmacı tarafından fark edilmeden aynen tekrarlandığında, bilimsel hatanın yayılmasına yol açar. Bu durum, akademik literatürde zincirleme yanlışlıkların oluşmasına zemin hazırlar. Bu nedenle ikincil kaynağa başvurma zorunluluğu doğduğunda dahi, araştırmacının etik sorumluluğu, aktardığı bilginin kaynağını doğru şekilde belirtmek ve ikincil kaynağın sınırlılıklarını açıkça yansıtmak olmalıdır.
7. Ankara 6. İdare Mahkemesinin 2008/775 E., 2009/1438 K. Sayılı Kararı Çerçevesinde Alıntı Kurallarının Etik ve Hukuki Boyutu
Ankara 6. İdare Mahkemesinin 2008/775 E., 2009/1438 K. sayılı kararında, akademik çalışmalarda birebir alıntı yapma kurallarına ilişkin evrensel ilkeler açık bir şekilde ortaya konmuştur. Mahkeme, özgün metinden yapılan doğrudan alıntıların, tırnak işaretleri içinde ve çoğu zaman italik, koyu veya farklı punto ile ayırt edilebilir şekilde sunulmasının zorunlu olduğunu vurgulamıştır. Bu yöntemin amacı, alıntının kaynağının hiçbir tereddüde yer bırakmadan belirlenmesi ve çalışmanın özgün içeriği ile aktarılan bilgi arasında net bir ayrım yapılmasıdır. Zira birebir alıntı, çalışmanın kuramsal temelini oluşturan veya örnekleme açısından vazgeçilmez bir unsur olduğunda, doğru şekilde sunulmadığı takdirde okuyucuyu yanıltma riski taşır.
Mahkeme kararında yer alan değerlendirmeye göre, görsel materyaller için de aynı etik kurallar geçerlidir. Resim, tablo, grafik gibi unsurların metni zenginleştirmek amacıyla gereksiz veya aşırı kullanımı; hele ki kaynağı belirtilmeden kes-yapıştır (kolaj) biçiminde yerleştirilmesi, teknik anlamda “aşırma” (plagiarism) olarak değerlendirilir. Bu durum, araştırmacının kastı olmasa dahi, akademik bütünlük ilkesini ihlal eden bir davranış niteliği taşır.
Kararda ayrıca, sadece bazı yerlerde kaynak göstermekle yetinilip diğer benzer alıntılarda bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi de kabul edilemez bulunmuştur. Mahkemeye göre, akademik çalışmada alıntı yapılan her yerde, aynı açıklık ve özenle kaynak gösterilmesi zorunludur. Bir yerde doğru şekilde kaynak verilip diğerlerinde verilmemesi, bilimsel etik açısından tutarsızlık yaratır ve okuyucuyu yanıltır. Bu yönüyle mahkeme, evrensel akademik kuralların yalnızca formalite gereği değil, bilimsel dürüstlüğün zorunlu bir parçası olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Ankara 6. İdare Mahkemesinin bu kararı, akademik etik kurullarınca da sıklıkla referans verilen önemli bir yargısal içtihattır. Çünkü alıntı kurallarına uyulmamasının yalnızca etik sonuç doğurmakla kalmayıp, hukuki sorumluluk da yaratabileceğini göstermekte; akademik çalışmalarda şeffaflık, doğruluk ve izlenebilirlik ilkelerinin gerekliliğini yargısal bir perspektiften de teyit etmektedir.
SIRADAKİ MAKALEMİZ :




