Yükseköğretim Hukuku

Doçentlikte Ders Verme Şartı

Doçentlik süreci, akademik kariyerin en kritik aşamalarından biri olarak kabul edilmektedir. Bu süreçte aranan ölçütler, yalnızca bilimsel yayın üretimiyle sınırlı kalmamakta; eğitim-öğretim faaliyetleri de akademik yeterliliğin tamamlayıcı bir unsuru olarak değerlendirilmektedir. Özellikle doçentlikte ders verme şartı, son yıllarda akademik çevrelerde ve idari yargı uygulamalarında yoğun biçimde tartışılan başlıklar arasında yer almaktadır. Doçentlik başvuru şartları kapsamında getirilen bu düzenleme, doçentlik kriterleri ders verme boyutunun nasıl konumlandırılması gerektiği sorusunu da beraberinde getirmiştir.

Doçentlik Başvuru Şartları ve Ders Verme Kriterinin Akademik Niteliği

Doçentlik başvuru şartları, akademik unvanların belirli bir standart çerçevesinde kazanılmasını amaçlamaktadır. Bu çerçevede doçentlikte ders verme şartı, adayın yalnızca bilimsel üretim yapan bir araştırmacı değil, aynı zamanda eğitim-öğretim faaliyetlerini yürütebilecek yeterliliğe sahip bir akademisyen olduğunu göstermeyi hedeflemektedir. Doçentlik başvurusunda ders verme zorunluluğu, akademik bilginin aktarılması ve kurumsal sürekliliğin sağlanması bakımından önemli görülmektedir.

YÖK doçentlik ders verme şartı, yükseköğretim sisteminin genel işleyişi içinde değerlendirilmekte; bu şartın kapsamı ve uygulanma biçimi ÜAK doçentlik kriterleri doğrultusunda belirlenmektedir.

ÜAK Doçentlik Kriterleri Çerçevesinde Ders Verme Şartı

Üniversitelerarası Kurul tarafından belirlenen doçentlik kriterleri, alan bazlı farklılıklar içermekle birlikte ortak bir akademik yaklaşımı yansıtmaktadır. Bu yaklaşımda doçentlikte ders verme şartı, akademik tecrübenin fiili olarak kazanılmasını sağlayan bir ölçüt olarak öne çıkmaktadır. Doçentlik kriterleri ders verme bakımından incelendiğinde, adayın üniversite ortamında eğitim-öğretim sürecine aktif olarak katılması esas alınmaktadır.

Bu düzenlemeler, doçentlik emsal karar incelemelerinde de görüldüğü üzere, akademik kaliteyi artırmaya yönelik idari tercihlerin bir yansıması olarak kabul edilmektedir.

Sağlık Bilimleri Doçentlik Kriterleri Bakımından Özgün Durum

Sağlık Bilimleri alanında doçentlik başvuru şartlarının değerlendirilmesi, diğer temel alanlara kıyasla daha farklı bir çerçevede ele alınmayı gerektirmektedir. Bu alan, akademik faaliyetlerin yanı sıra klinik uygulama, kamu hizmeti ve mesleki icra ile iç içe geçmiş bir yapıya sahiptir. Bu nedenle eğitim-öğretim faaliyetlerine ilişkin kriterlerin, Sağlık Bilimleri alanında görev yapan adaylar üzerinde doğurduğu etkiler, tek tip bir akademik kariyer modeli üzerinden değerlendirilememektedir.

Eğitim-öğretim faaliyetlerinin akademik yeterliliğin önemli bir göstergesi olduğu açıktır. Bununla birlikte, Sağlık Bilimleri alanında faaliyet gösteren adayların önemli bir kısmının üniversiteler dışında, farklı kurumsal yapılarda görev yapmaları, ders verme faaliyetinin fiilen nasıl ve hangi koşullarda yerine getirilebileceği sorusunu gündeme getirmektedir. Akademik kadroda görev yapan kişiler bakımından eğitim-öğretim faaliyetleri doğal bir süreç içinde yürütülürken, bu kadrolar dışında çalışan adaylar açısından ders verme faaliyeti çoğu zaman dışsal imkânlara ve idari tasarruflara bağlı hâle gelmektedir.

Bu durum, eğitim-öğretim faaliyetine ilişkin kriterlerin, farklı istihdam biçimlerine sahip adaylar üzerinde eş zamanlı ve eşit etki doğurup doğurmadığı yönünde tartışmaları beraberinde getirmektedir. Özellikle Sağlık Bilimleri alanında uzmanlık temelli bir mesleki faaliyet yürüten adaylar bakımından, akademik yükselme sürecinde öngörülen ders verme yükümlülüğünün, alanın kendine özgü çalışma koşullarıyla ne ölçüde uyumlu olduğu değerlendirilmesi gereken bir husustur.

Bu çerçevede, Sağlık Bilimleri alanına özgü akademik faaliyet biçimleri ile eğitim-öğretim kriterleri arasında kurulacak dengenin, hem akademik kaliteyi gözeten hem de fiili çalışma koşullarını dikkate alan bir yaklaşımı gerektirdiği açıktır. Eğitim-öğretim faaliyetlerinin akademik yeterliliğin vazgeçilmez bir unsuru olduğu kabul edilmekle birlikte, bu faaliyetin hangi araçlarla ve hangi modellerle yerine getirilebileceği meselesi, Sağlık Bilimleri alanı bakımından ayrı ve özgün bir değerlendirme alanı oluşturmaktadır.

Doçentlikte Ders Verme Şartının Yargısal Denetimi

Doçentlik kriterleri Danıştay kararı çerçevesinde ele alındığında, ders verme şartının idarenin düzenleme yetkisi kapsamında değerlendirildiği görülmektedir. Doçentlik kriterleri yargı kararı incelemelerinde, idarenin akademik kaliteyi artırma amacı ile bireysel başvuru hakkı arasında kurduğu denge önem taşımaktadır. Bu bağlamda doçentlik ders verme şartı iptal davası kapsamında açılan davalarda, eşitlik ve ölçülülük ilkeleri temel değerlendirme ölçütleri arasında yer almaktadır.

Akademik camiada sıklıkla tartışılan doçentlik ders verme şartı eşitlik ilkesine aykırı mı sorusu, özellikle farklı statülerde çalışan adaylar bakımından yargı kararlarına konu olmaktadır.

Doçentlikte 4 Dönem Ders Verme Şartı ve Uygulamadaki Yansımaları

Dönemlik programlar bakımından öngörülen dört yarıyıl ders verme yükümlülüğü, doçentlikte 4 dönem ders verme şartı her ne kadar tartışılmaya devam etse de yargısal olarak düzenleme değiştirilememiş ve yürürlükte olmaya devam etmektedir. Bu aşamada özellikle tıp alanında mağduriyetlerin olduğu kuşkusuz olsa da YÖK tarafından bir değişiklik yapılmadığı sürece adayların hukuki olarak çözüm olanağı bulunmamaktadır.

Doçentlik Ders Verme Şartına İlişkin Danıştay Kararı

Doçentlik Ders Verme Şartına İlişkin Danıştay Kararı (PDF)

Doçentlik başvuru sürecine ilişkin olarak yapılan son düzenlemelerle birlikte, eğitim-öğretim faaliyetlerinin akademik değerlendirmedeki ağırlığı artırılmıştır. Bu kapsamda, doçentliğe başvuracak adayların belirli bir süre boyunca ders verme faaliyetinde bulunmuş olmaları, başvuru şartları arasında yer almaya başlamıştır.

Söz konusu düzenlemeye karşı açılan bir davada, Sağlık alanında görev yapan başvurucu tarafından; getirilen ders verme şartının yalnızca belirli fakültelerle sınırlı olmadığı, farklı akademik birimlerde geçirilen sürelerin de bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği ileri sürülmüştür. Ayrıca düzenlemenin, mesleki faaliyetlerin fiilen sürdürülmesini güçleştiren sonuçlar doğurduğu iddiası da dava dilekçesinde yer almıştır.

Uyuşmazlığı ele alan yargı merciince yapılan değerlendirmede ise üniversitelerin yalnızca bilimsel araştırma yürütülen kurumlar olmadığı, aynı zamanda lisans ve lisansüstü düzeyde eğitim-öğretim faaliyetlerinin yürütüldüğü yapılar olduğu vurgulanmıştır. Akademik unvanlara başvuran adayların belirli bir düzeyde eğitim-öğretim tecrübesine sahip olmalarının, akademik yeterlilik ve liyakat ilkeleri bakımından gerekli görüldüğü ifade edilerek, ders verme şartına ilişkin düzenlemenin hukuka aykırılık taşımadığı kanaatine varılmıştır.

SIRADAKİ MAKALEMİZ : 

siradaki makalemiz 2

Reform Avukatlık Bürosu

Ankara Avukat - Avukat Nalan KURU ve Av. Gökhan Yılmaz tarafından kurulmuş olup, Çankaya/Ankara’da bulunan avukatlık ofisinde faaliyet göstermektedir. Reform Ankara Hukuk Bürosu özellikle kamu hukuku ve özel hukuk alanında tecrübeli kadrosuyla hukuki ihtilafların çözümü noktasında hizmet vermektedir. Mesleğimizi yapmaktayken ön yargısız bir şekilde, dürüst , şeffaf , hızlı , iletişim halinde ve sonuç odaklı hareket etmekteyiz. Reform Hukuk ve Danışmanlık Bürosu Ankara , uzun yıllara dayanan tecrübesi ile gerek ulusal gerekse uluslararası alanda faaliyet gösteren müvekkillerine hukukun birçok farklı alanında danışmanlık ve dava takibi hizmetleri veren bir hukuk bürosudur. Büromuz farklı uzmanlık alanlarında başarı göstermiş avukatlardan oluşmaktadır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu